2 Temmuz 2008 Çarşamba

ZAYIFLATICI ÜRÜNLERE DİKKAT

Clinical Thyroidology Dergisi'nde (Kasım 2002) yayınlanan bir yazıda zayıflatıcı veya yağ yakıcı olarak satışa sunulan bazı besin desteklerinde bulunan "TIRATRICOL" isimli maddenin tiroid hormonuna benzer aktivitesi sebebiyle zararlı etkilerinin olabileceği belirtilmektedir. "TIRATRICOL" maddesi hücre düzeyinde tiroid hormonuna benzer etki göstermekte, metabolizmayı aşırı hızlandırarak terleme, titreme, kilo kaybı, uykusuzluk, sinirlilik, yorgunluk gibi toksik guatr belirtilerine yol açmaktadır.

Özellikle Epnedra (Ma Huang) gibi metabolizmayı zorlayan diğer ürünlerle birlikte kullanılan "TIRATRICOL"de bu sorun daha hızlı ve şiddetlidir. Doktorlar tarafından önerilmeyen hiçbir zayıflama ürününü kullanmamanızı öneriyoruz. Sihirli bazı formulasyonlarda kullanılan bu tür zararlı maddeler genellikle gözden kaçmakta ya da kutu içeriğinde çok küçük yazılarak gözden kaçırılmaktadır. Size önerilen zayıflatıcı ya da yağ yakıcı ürünleri kullanmayınız. "TIRATRICOL"e de "Ephedra-Ma Huang" gibi özellikle dikkat ediniz.

ZAYIFLARKEN "YOYO SENDROMUNA" YAKALANMAYIN

Doğal Tıp Derneği Başkanı Dr. Ender Saraç, yanlış diyetlerle hızla verilen kiloların aynı hızla geri alındığına dikkat çekerek, zayıflamak isteyenleri ``Yoyo Sendromu`` denilen bu duruma karşı uyardı.

Dr. Saraç, yaptığı açıklamada, yaz mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte, özellikle kadınlarda diyete başlamanın popüler olduğuna işaret etti.

``Çok sık ve yanlış tarzda yapılan diyetlerle hızla verilen kilolar, hızla geri alınıyor. Hızla kilo verip, diyeti bırakınca geri almaya `Yoyo Sendromu` diyoruz. Kilolar da tıpkı oyuncak yoyo gibi bir gidip, bir geliyor`` diyen Dr. Saraç, böylece hem diyet yapanların emeklerinin boşa gittiğini, hem de metabolizmanın deforme olduğunu söyledi.

Yanlış diyetlerle sık kilo alıp verenlere deneyimli bir hekim ve yöntem kontrolünde zayıflama önerisinde bulunan Dr. Saraç, sağlıklı zayıflamak isteyenlere beden tipine uygun beslenme felsefesinin öğretilmesi gerektiğini vurguladı.

Dr. Saraç, ``Eğer kişi beden tipine uygun beslenme tekniğini ve felsefesini öğrenemezse, geçici olarak ağırlık kaybına uğrar, ama sağlıklı ve bilinçli bir şekilde zayıflamaz. Zaten verdiği kiloları da kısa bir süre sonra geri alır`` dedi.

Kişiye özel diyet

Diyetin ``kişiye özel`` olması gerektiğini kaydeden Dr. Saraç, uzman kontrolünde ve uzun zamanda sağlıklı bir şekilde verilen kiloların korunacağını da belirtti.

Katı kalori hesabına dayalı diyetlerin modasının geçtiğine değinenDr. Ender Saraç, gevşeme teknikleri, aromatik masajlar, bitki çayları gibi yan etkenlerle diyetin desteklenmesinin önemine işaret etti.

``Yoyo Sendromu`na maruz kalmamak için öncelikle beden tipi öğrenilmeli ve ona yönelik diyet uygulanmalı`` diyen Dr. Saraç, zayıflamak isteyenlerin de sürekli kilo verip almaktan bıktıklarını ifade etti.

Dr. Saraç, açlık rejimleri ve zamana karşı yarışarak hızla kilo vermenin çok zararlı olduğunu kaydederek, ``Yanlış diyet uygulayan kişiler, hayat boyu kilo verip alacaklar ve mutsuz olacaklardır. Hem lezzetli beslenip, hem de kilo verilebilir`` şeklinde konuştu.

ZAYIFLAMAK İÇİN 10 KURAL

Diyete başlarken önemli olan vermeyi düşündüğünüz kilolar değildir. Hedefe ulaşmak daha önemlidir. Uzmanlar kilo vermek isteyen kişilere 10 önemli kuralı hatırlatıyorlar. Bu kurallara uyarsanız, fazla kilolarınızdan kurtulmanız daha kolay olur. İşte uymanız gereken 10 kural:

1- Kilo verme konusunda gerçekleşmesi imkansız olan hedefleriniz olmasın. Kendinizi belirli bir kiloya ulaşmak zorunda hissetmeyin. Bir iki kilo fazlalığın önemli olmadığını kabullenin.

2- Zayıf olan her kadın seksi değildir. Diyet uygulamaktaki amacınız seksi görünmekse bunun sadece kilo vermekle bağlantılı olmadığının farkında olun.

3- Diyet yaptığınızda vücudunuzun genel şeklinin değişeceğini sanmayın. Kilo verdiğiniz zaman vücudunuz sadece daha ince görünecek. Kilo vermek iri göğüslerinizi ve kalçalarınızı belli bir ölçüde küçültebilir ama bu bölgeleriniz yapı olarak iri gözükmeye devam ederler.

4- Aldığınız kalorilerin miktarını yavaş yavaş azaltın. Yiyeceklerinizin az yağlı olmasına özen gösterin. Mönünüzden sebze ve meyveyi eksik etmeyin.

5- Amacınız kısa sürede çok fazla kilo vermek olmasın. Bu sebeple yaz mevsimine ince girmek istiyorsanız ya da özel bir günde daha ince gözükmek istiyorsanız kilo vermeye aylar önceden başlamalısınız. Tek gıda diyetleri, iradenize, beslenmenize ve vücudunuza zarar verir. Günde 1200-1500 kalori alacak şekilde beslenin ve sürekli hareket edin spor yapın.

6- Diyet sırasında verdiğiniz kiloları geri almamak için sağlıklı beslenmeyi alışkanlık haline getirin. Sebze ve meyvenin porsiyonlarını artırırken şeker, et, yağ ve unlu gıdaları azaltın.

7- Kalori hesaplama işinizi göz kararı yapmayın. Mutfağınızda bir tartı bulundurun ve yanınızdan hiç eksik etmeyeceğiniz kalori listesine göre hesaplama yapın. Ama bunu yaparken fazla abartıya da kaçmayın

8- Egzersizlerinizi aksatmayın. En büyük kabusunuz egzersiz yapmaksa ve bunu yaparken canınız sıkılıyorsa sevdiğiniz hareketleri yapın. Bunun için haftada üç kez sevdiğiniz bir müziğe ayak uydurarak dans edebilirsiniz.

9- Her gün tartılmayı alışkanlık haline getirmeyin. Haftada bir gün, (günün aynı saatinde ve aynı kıyafetlerle) tartılmanız gerekir.

10- Her gün yediklerinizi not edin. Uyguladığınız diyetten memnun kalmadıysanız notlarınıza bakarak nerede hata yaptığınızı anlamaya çalışın. Bu bilgiler bir sonraki egzersizlerinize ışık tutacaktır.

ZAYIFLAMA İLAÇLARI

Kilo Kaybı İçin Sihirli Haplar

Bizler genelde kilo vermek için mümkün olan en çabuk ve en kolay yolları arardururuz. Bu sayede büyüklüğü yüzlerce milyarlar doları bulan bir sektörgelişmiştir: diyet ilaçları ve diyet yiyecekleri sektörü. Ancak bizlere sunulanbu ürünler işe yarıyor mu ve daha da önemlisi bu ürünler sağlığımıza zararverebilir mi ? Halen zayıflamak için diyet yapanlara yardımcı olmak amacı ilekullanılan 5-6 tane popüler ilaç bulunmaktadır. Bunların yanı sıra yiyecek gibiveya yiyecek yerine tüketilerek zayıflatacağı söylenen çok sayıda ürünbulunmaktadır. Kilo fazlası olanların bir kısmı zayıflama ürünlerinikullanırken, çoğunluk kendince bazı yöntemler denemekte ve çok azı ilaçkullanmaktadır.

Şişmanlık (obezite) kronik bir hastalık olarak kabul edilebilir ve diğer kronikhastalıklar gibi dereceleri vardır. Obesitenin derecesi de Vücut Kitle İndeksi(VKİ) ile hesaplanır (hesaplamak için tıklayın).

Sonuçta çıkan VKİ sayınız ne kadar yüksek ise şişmanlığa bağlı gelişebilecek birhastalığa yakalanma şansınız o kadar fazladır.

VKİ değeri 30 veya üzerinde çıkanlar, zayıflama ilacı kullanma gereksinimi olankişilerdir denilebilir. Veya VKİ sayınız 27 ve üzerinde ise ve şişmanlıklailişkili olabilecek bir hastalığınız varsa (şeker hastalığı, hipertansiyongibi) yine zayıflama ilacı kullanmanız gerekebilir.

Zayıflama ilaçları arasında en çok kullanılanlar Reductil(=Meridia) ve Xenical(=Orlistat) dir. Her iki ilacın da etki mekanizmaları son derece farklıdır veher biri beraberinde yan etkilerle gelmektedir. Her iki ilaç da zayıflamayayardımcı olabilecek etkilere sahiptirler, ancak her ikisi de aradığımız SİHİRLİHAPLAR DEĞİLLERDİR.

Reductil
Reductil iştah kesici değildir, ancak beyinde bulunan iştah kontrol merkezleriüzerinde etisi vardır. Beyne etkisi diğer birçok antidepresan (depresyonuortadan kaldırıcı) ilaçlar gibidir.
Reductil, kişide kontrol duygusu oluşmasına neden olur. Konunun otörlerireductil in özellikle sürekli açlık hisseden ve yiyecek düşünmekten kendinialıkoyamayanlar için ideal olduğunu belirtiyorlar. İlacı üreten firmaya göreilacın kullanılmaya başlandığı ilk ay sonunda en az 2-2.5 kg kilo kaybıbeklenebilir.
Reducti in yan etkileri genellikle hafiftir ve ağız kuruluğu, kabızlık,uykusuzluk ve baş ağrısı yapabilir. Bazılarında reductil alımı ile birliktetehlikeli derecede tansiyon artışı saptanmıştır, bu nedenle ilk bir kaç aytansiyonunuzun kontrolü gerekebilir.
Tansiyon problemi olan kişilerin reductil alması zararlı olabilir,denilmektedir. Ayrıca 16 yaşın altındaki çocuklar, antidepresan ilaçkullananlar ve migren ilacı alanların da reductil almaması önerilmektedir.

Xenical (Orlistat)
Orlistat, yiyeceklerle alınan yağların üçte birinin barsaklar tarafındanemilmesini engellemektedir. Emilmeyen üçte iki yağ barsaklar tarafından dışkıile atılmaktadır.
Orlistatın hoş olmayan yan etkileri gaz oluşumunun artışı, sık dışkılama, ishalve yağlı dışkıdır. Yine uzmanlara göre, bu yan etkiler zaman içerisindeazalmaktadır, ancak zaman içerisinde fazlaca yağ yenilen herhangi bir durumdayan etkiler tekrarartabilir.
Üretici firma, az kalorili diyete devam eden ve orlistat kullanan kişilerin biryılda ortalama olarak 6.5-7 kg zayıfladıkalrını oysa sadece düşük kalorilidiyetle beslenenlerin ortalama bir yılda 2.5-3 kg zayıfladıklarını iddiaetmektedir.
yağların üçte bir emilmeden atılacağından, bu ilacı kullananların ilave olarakyağda çözünen vitaminleri (A, D, E ve K vitaminleri ve beta karoten) almalarıönerilmektedir.
Spastik kolon (irirtabıl barsak sendromu) gibi sindirim problemleri olanlarınorlistat kullanmamaları önerilebilir.

Bu ilaçlar aradığımız kolay ve çabuk çözümler mi ?

Bazı uzmanlar diyet haplarının yeterince çabuk ve kolay çözümler olduğunu vezayıflamak isteyenlerin mucize beklentisi içerisinde bulunmamaları gerektiğinisöylüyorlar.

Farklı düşüncede olan bazı uzmanlarsa tüm bu ilaçların az miktarda etkiye sahipolduğunu ve en iyi çalışma sonuçlarına göre bile bu ilaçlarla ancak kilonuzun%10 unu verebileceğinizin saptandığını belirtiyorlar; ayrıca bu ilaçlarınkullanımına son verildiğinde tekrar kilo almaya başlayabilirsiniz diyeekliyorlar.

Ve unutulmaması gereken bir nokta bir ilaç alıyorsanız az veya çok yanetkisinin de olacağını uznutmayın ve daima dikkatli olun.

Ancak tüm uzmanların birleştikleri bir ortak nokta var: zayıflama ilaçlarıkişinin hayat tarzlarını değiştirme isteklerine ne kadar çok katkısağlayabiliyorsalar o kadar iyidirler. İlaçlar kilo vermenizi daha kolay vekontrol edilebilir bir hale getirebilirler, ancak en iyi ilaç bile sadece vesadece sizin kilo verme girişimlerinize yardımcı olabilir, siz çabaharcamadıkça ilaçlar tek başlarına sizi zayıflatamazlar.

YOĞURT KİLO VERMEK İSTEYENLER İÇİN İDEAL

Yararları saymakla bitmeyen yoğurdun, yağ yakma özelliğiyle çabuk kilo vermek ve özellikle karın bölgesindeki fazla kilolardan kurtulmak isteyenler için ideal bir besin olduğu belirlendi.

ABD'de yapılan bir araştırmada, düşük kalorili rejimlerine yoğurt seçeneğini ekleyen ve günde üç öğün yağsız yoğurt yiyen aşırı kiloluların, yoğurtsuz bir diyet programı uygulayanlara oranla yüzde 22 daha fazla kilo verdikleri ve yüzde 61 daha fazla yağ yaktıkları tespit edildi. Yoğurt yiyenlerin ayrıca, karın bölgelerinde yüzde 81 daha fazla yağ yaktıkları ortaya çıktı.

Tennessee Üniversitesi'nde yapılan araştırmaya katılanlardan Dr. Michael Zemel, yoğurt yiyenlerin kas kütlesinin de diğerlerine oranla iki kat fazla koruduklarını belirtti.

MEYVE VE SEBZE İLE ZAYIFLAYIN

Mayo Clinic doktorları, geliştirdikleri son diyete uyup günde dört porsiyon sebze, üç porsiyon da meyve yiyen herkesin ideal kilosuna kavuşacağını söylüyor. İdeal kilolarına ulaşmak için çaba harcayan ancak bir türlü başarılı olamayanlar için uzmanlar son geliştirdikleri formülü açıkladı: "Günde en az dört porsiyon sebze, üç porsiyon meyve..." Meyve ve sebzelerin büyük oranda lif ve su içerdiğini vurgulayan Mayo Clinic doktorları ve beslenme uzmanları, klasik kahvaltı anlaşının da değiştirilmesi gerektiğini söyledi.

Günün ilk öğününde yağ, yumurta, reçel yerine yine sebze ve meyve öneren uzmanlar, özetle şu mesajı verdi: "Acıktıkça meyve, sebze yiyin, miktarı önemli değil." Brokoli gibi yeni ve farklı sebzelerin denenmesini de tavsiye eden uzmanlar, salatada marulla sınırlı kalınmamasını, ıspanak, hindiba, pazı, tere, lahana gibi sebzelere de yer verilmesini önerdiler.

Sebze-meyve bağırsak kanserini de önlüyor

Uzmanlar, bağırsak kanseri vakalarının yüzde 75 inin riskli yaşam tarzı ve keyif verici maddelerin aşırı tüketiminden kaynaklandığını belirterek, bu hastalıktan korunmak isteyen herkese çiğ ve taze sebze, meyve öneriyor. Düzenli olarak sebze, meyve tüketen kişilerin, bağırsak kanseri riskini büyük ölçüde düşürdüklerini söyleyen uzmanlar, sadece bu tür gıdaları yemenin yeterli olmadığını hatırlatıp düzenli spor yapılması gerektiğini de hatırlatıyor.

Denemekte fayda var!

Sebzeleri çorbalara katarak tüketin.

Pişirilmiş veya püre yapılmış sebzeleri sos olarak kullanın.

Kahvaltınıza çiğ sebze ve meyveleri dahil edin.

Salatalarınızı mümkün olduğunca zenginleştirin.

Yemek tariflerinize çiğ sebzeleri ekleyin.

Köfte yaparken kıymaya havuç, patates ya da elma ekleyin.

OMEGA3 ve OMEGA6

Omega 3 ve Omega 6’nın İdeal Dengesiyle Gelen Sağlık

· Düzenli kan dolaşımına yardımcı olur. Kanın akışkanlığına yardımcı olan Omega 3 ve kanın pıhtılaşmasını sağlayan Omega 6’nın 1/5-10 oranındaki dengeli alımı ideal kan dolaşımına katkıda bulunurken vücudun tüm fonksiyonlarını başarıyla gerçekleştirmesine zemin hazırlar. Bu dengede, damar kaslarının elastikiyetini fazlalaştırarak kanın rahat akmasını sağlar, oksijenin kan akışı içerisinde transferinin yapılmasına yardımcı olur.

· Kalp hastalıkları riskinin azaltılmasına yardımcı olur. Kalp ve damar hastalıkları Batı toplumlarında önde gelen ölüm nedenidir ve istatistiklere göre gelişmiş ülkelerdeki tüm ani ölümlerin en az %50’sinden sorumludur.

Kalp ve damar hastalıklarına neden olan sekiz ana faktör vardır. Bunlar sigara ve alkol kullanımı, yüksek tansiyon, kandaki şeker miktarı, stres, aşırı kilo, soyaçekim, düzenli egzersizin ihmal edilmesi ve kolesterol seviyesidir. Bu faktörlerin bazıları kontrol edilebilir, bazıları edilemez. Kolesterol de kontrol edilebilir faktörlerden biridir. Omega 3 ve Omega 6 dengeli beslenme, kolesterolü kontrol altında tutmanın yoludur.

Omega 3 ve Omega 6 yağlarının ideal dengede alımı kandaki kolesterol seviyesini düşürerek kalp sağlığını korur, kalp ve damar hastalıkları riskini azaltır. Sağladığı düzenli kan dolaşımı sayesinde kanda pıhtı oluşma ya da damarlarda kalp krizine yol açabilecek herhangi bir tıkanma riskini azaltır. Bu dengede yüksek kan basıncını, düzensiz ve aritmik kalp atışlarını önlemeye yardımcı olur.

· Hücre gelişimine katkıda bulunur. Omega 3 ve Omega 6’nın ideal dengede alımı hücre zarının akışkanlığını sağlayan önemli etkenlerden biridir. Hücre zarında tepkilerin alımı ve transferinde etkin rol oynar. Elzem yağlar etkisini hücrelerin etkinliğini arttırarak gösterir. Bu da vücudun her santimetrekaresinde daha fazla sağlık anlamına gelir. Retina güçlenir ve gözler daha iyi görür, kalp daha iyi çalışır, cilt sağlıklı ve pürüzsüz bir görünüm kazanır, vücut enfeksiyonlara karşı daha dirençli olur.

· Enfeksiyonlara karşı güçlü bir savunma sisteminin kurulmasını sağlar. Omega 3 ve Omega 6 yağlarının ideal dengesi vücudun savunma sistemini güçlendirerek hastalıklarla daha kolay başa çıkmamızı sağlar. Avustralya Sydney’de Institute of Respiratory Medicine tarafından yapılan bir araştırmada inceleme altına alınan 468 çocuğun arasında, astım hastalığına karşı Omega dengeli beslenenlerin dengeli beslenmeyanlere oranla çok daha dayanıklı oldukları görülmüştür.

Bugüne kadar yapılan pek çok araştırmada enfeksiyondan kaynaklanan birçok hastalığın tedavi sürecinde Omega yağlarının ideal dengesiyle beslenen hastalarda hastalık seyrinin çok daha iyi olduğu ve iyileşmenin hızla gerçekleştiği saptanmıştır.

· Gebelik döneminde ve sonrasında bebeklerin beyin ve sinir sisteminin gelişimine yardımcı olur. Gebelik öncesinde ve sonrasında annenin sağlıklı beslenmesi bebeğin gelişimi ve sağlığı açısından son derece önemlidir. The Expert Committe of the United Nations and World Health Organization’s joint Food and Agriculture Organization tarafından yapılan açıklamaya göre Omega 3 ve Omega 6 dengesiyle beslenen annelerin bebeklerinde beyin, sinir sistemi ve görme yeteneklerinin gelişiminin bu dengeyle beslenmeyen annelerin bebeklerine oranla daha iyi olduğu kanıtlanmıştır. Omega yağları, doğum öncesinde kan yoluyla doğumdan sonra da anne sütüyle beynin ve retinanın gelişiminde kullanılmak üzere bebeğe aktarılır.

Embriyonun beynin gelişimi ve beyin zarının yapılanması gebeliğin ilk birkaç haftası içinde gerçekleşir. Bu dönemde bebeğin büyümesi için harcanan enerjinin %70’lik gibi çok önemli bir kısmı sadece beyin gelişimi için harcanır. Bu oran doğumdan sonra %60’a düşer.

Beynin %60’ı yağdan oluşur. Ve beyin gelişmek için Omega 6 ailesinden arachidonic acid (AA), Omega 3 ailesinden ise Docosahexaenoic Acid (DHA)’e ihtiyaç duyar. Annenin besininde bulunan %0.5 oranındaki DHA bile fetusun merkez sinir sisteminin normal gelişimini sağlar. Araştırmalar gebelik başından itibaren elzem yağ asitleri açısından yetersiz beslenmenin fetusun beyin gelişimini olumsuz yönde etkilediğini göstermiştir.

· Mutlu ve zinde hissetmeye yardımcı olur.
Pek çok araştırma Omega 3 ve Omega 6’nın dengeli alımı ile kandaki serotoninin bir göstergesi olan CSF 5-HIAA düzeyi arasında bir bağlantı olduğunu gösteriyor. Bilindiği gibi serotonin mutluluk duygusu üzerinde etkili olan bir madde. Omega dengeli bir beslenme serotonini arttırarak psikoloji üzerinde olumlu etki yaratıyor. Beyin hücrelerinin fonksiyonlarını yerine getirme başarısı hücre zarının akışkanlığıyla ilgilidir. Omega yağlarının ideal dengede tüketimi tüm hücrelerde olduğu gibi beyin hücre zarının da akışkanlığını arttırır. Hücre zarının akışkanlığını yitirmesi beynin pek çok fonksiyonunun yanı sıra davranışlarının ve psikolojinin olumsuz yönde etkilenmesine neden olur. Omega 3 ve Omega 6 yağlarının ideal dengesi başta stres olmak üzere depresyon, öğrenim bozukluğu ve dikkat eksikliğinin görüldüğü ADD (Attention Deficit Disorder), şizofreni, kronik yorgunluk sendromu da dahil olmak üzere birçok psikolojik rahatsızlığa olumlu etki eder.

Elzem yağlar son derece zengin enerji kaynağıdır. Karbonhidratlardan ve proteinlerden daha fazla enerji sağlar. Vücudun ihtiyaç duyduğu enerji karşılanmadığı zaman zayıflık, enerji eksikliği, yorgunluk ve hastalıklar başgösterir. Stresi ve yorgunluğu yenmek ve yaşam enerjisiyle dolmak için vücudun iyi yağlara, yani Omega yağlarına ihtiyacı vardır.

· Kan şekeri seviyesinin kontrol altında tutulmasını sağlar. Son yıllarda yapılan bazı araştırmalar Omega 3 ve Omega 6 dengeli beslenmenin kan şekeri seviyesini kontrol altında tutmak amacıyla yapılan geleneksel düşük yağ rejimleri kadar başarılı olduğunu göstermiştir.

· Kadınların adet ve menopoz döneminde yaşadıkları sorunların en aza indirilmesine yardımcı olur. Omega 3 ve Omega 6 yağları hormon düzenleyici etkileriyle adet döneminde yaşanan ruhsal gerginlik, aşırı duygusallık, sancı, hassasiyet gibi sorunların giderilmesine katkıda bulunuyor. Omega 3, adet öncesi sendromlar üzerinde etkili. Omega yağlarının ideal dengesi ayrıca 45 ile 55 yaşları arasında başlayan ve kadınları 6 ile 13 yıl arası etkileyen menopoz dönemi sorunlarının da azaltılmasına yardımcı oluyor.

· Çok sayıda kadını orta yaş sonrası etkileyen kemik erimesi hastalığının tedavisine de katkıları vardır. Kemiklerin zayıflamasına, çabuk kırılmasına ve duruş bozukluklarına neden olan ve kalsiyum eksikliğinden meydana gelen kemik erimesi hastalığının tedavisinde de Omega 3 ve Omega 6 yağlarının olumlu etkileri bulunuyor. Omega 3 ve Omega 6 kalsiyumun vücutta absorbe edilmesini sağlayarak kemik şekillenmesi, yapılanması ve gelişmesi konusunda önemli rol oynuyor.

· Sağlıklı ve pürüzsüz bir cilt ile canlı ve parlak saçlar Omega 3 ve Omega 6 dengesinin gözle görülebilir sonuçlarıdır. Sağlıklı ve güzel bir cilt için ne yenildiği ne sürüldüğünden daha büyük önem taşır. Yenilen besinler cilt açısından sürülen kremlerden ya da losyonlardan çok daha etkilidir.

Cilt hücrelerinin vitaminlere ve minerallere ihtiyacı vardır. Yağlar da önemlidir, ancak doğru yağların tüketilmesi gerekir. Omega 3 ve Omega 6 dengeli beslenme cilt hücrelerini güçlü ve nemli tutar. Elzem yağlar cilt hücrelerini saran zarı güçlendirir. Cildin daha genç görünmesini sağlar, kırışıklıkları önler. Cilt üzerindeki yaraların enfeksiyon kapmasını engeller, çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Elzem yağların eksikliği cildin kurumasına ve çabuk yaşlanmasına neden olur. Ayrıca Omega yağlarının ideal dengesiyle gelen düzenli kan dolaşımı sayesinde cilde daha fazla oksijen taşınır ve cilt beslenir.

Omega 3 ve Omega 6 yağlarının ideal dengesi akne, siyah noktalar gibi cilt sorunlarının giderilmesinde de etkilidir. Bu gibi cilt problemleri A, D ve E vitaminleri eksikliğinin yanı sıra Omega elzem yağlarının eksikliğinden de kaynaklanır.

ŞİŞMANLIK: SAĞLIK DENGESİZLİGİ

ŞİŞMANLIK; vücudumuzdaki yağ oranının kaslarımıza oranla yaş, cinsiyet, boy, kilo, kemik yoğunluğu göz önünde bulundurularak hesaplanacak oranın üzerinde olmasıdır. Kısaca vücudumuzda aşırı miktarda yağ depolanması şeklinde açıklanır. Şişmanlık, sağlığın olumlu bir göstergesi değil, sağlık durumunun dengesizliğinin bir sonucudur. Şişmanlık, sağlığımızı kötü yönde etkilediği gibi, sosyal, ekonomik ve psikolojik yapılarımızı da bozacak bir rahatsızlıktır.

18 - 20 yaşlarındaki erkeklerde vücut ağırlığınını yüzde 14 - 18 ini, kızlarda ise yüzde 19 - 25 ini yağ dokusu oluşturmaktadır. Erişkin erkeklerde vücuttaki yağ miktarı total vücut ağırlığının yüzde 25 ini kadınlarda yüzde 30 unu aşarsa şişmanlıktan söz edilebilir.

ABD de hayat sigortası şirketleri tarafından hazırlanmış olan boy, kilo ve yaş kriterlerine göre yapılmış tablolar kullanılmaktadır. Yalnız bu tablolar insanların egzersiz yapıp yapmadığını, vücut yağ oranının belirtilmediği tablolardır ve bu tabloların güvenirliliği tartışma konusudur. Hayatı boyunca düzenli egzersiz yapan, kas kitlesi gelişmiş, yağ oranı düşük olan kişi bu tabloya bakıldığında sağlıksız, fazla kilolu gözükürken hiç egzersiz yapmamış, yağ oranı yüksek kas oranı düşük insanlarda tartı üzerindeki kilo daha hafif çıkacağı için yaş, boy ve kilo tablosuna bakıldığında egzersiz yapan ve doğru beslenen insandan daha sağlıklı görünecektir. Unutulmamalıdır ki, kas kitlesi yağ kütlesinden her zaman ağır gelecektir. Bu bilgilerin ışığı altında insan vücudundaki şişmanlık yağ ve kas oranıyla belirlenmelidir. Önemli olan vücudunuzun kilosu değil, yağ ve kas oranıdır.

Şişman insanlar öncelikle kilo vermeyi düşünmektedirler, fakat önemli olanın 20 kilo, 30 kilo vermek olmadığı, üzerinde çalışılması gereken konunun vücut yağ oranını dengelemek olduğu zayıflamak isteyen insana anlatılmaktadır. Kilo vermek çok kısa sürede başarılabilir ama kiloların geri alınışı çok hızlı olmaktadır. Yağ vermek ise insanlara zor gelmektedir, çünkü beslenme ve egzersiz disiplininin yanında zaman alması insanları sıkmakta kilo veremediği düşünmektedirler. Oysa yağ kitlesini düşürmeye yönelik çalışmalar belirli prensipler aşılmadığı sürece verilen yağların geri alınması mümkün değildir. Şişman insanlar şu konuyu çok iyi düşünmelidirler. Şişmanlık adını verdiğimiz vücudumuzdaki yağ fazlalığı yanlış beslenme alışkanlıkları ve egzersizsiz yaşantının getirdiği bir sonuç olduğu için hayat biçimimizi 3 ay, 5 ay gibi sürelerle değiştirmemiz kesin sonuca ulaşmamızı sağlamayacaktır. Çünkü kesin sonuç hayat boyu dengeli yağ ve kas oranına sahip olmamızla mümkün olacaktır.

Şimdi bu yaşımıza kadar olan yaşam alışkanlıklarımız bir tarafa bırakıp görsel olduğu kadar psikolojik ve sosyolojik açıdan mutlu, sağlıklı olmayı istiyorsak hayatımız boyunca egzersiz ve doğru beslenmeye "evet" dememiz gerekmektedir. Bütün bunlara "hayır" diyerek, 15 - 20 günlük diyetlerle vücudumuzun dengesini iyice bozacak sosyal, psikolojik, hormonal, kassal, kardiovasküler yapılarımız sağlıklı olarak çalışmayacak hayatımız boyunca bir şişman, bir zayıf görünümünde ama sağlıksız olmaya, "evet" demiş olacağız.

Sağlığınız için çok önemli bu kararı sadece siz verebilirsiniz.

Unutulmamalıdır ki, sağlıklı insanlar en büyük mutluluğa sahiptirler.

KİLO VERİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR

Genel olarak kilolu olsun ya da olmasın insanların büyük bir kısmı yanlış besleniyor. Bir kişi fazla kiloya sahipse bir takım hatalarla yaşıyor demektir. En büyük hata ise öğünlerdeki düzensizlik ve öğün atlama. Sadece bu sorunun çözülmesi özellikle 10 kilo ve üstü fazlalığa sahip olan kişilerde kesin çözümdür. Ancak bu kişilerin yaptığı öğünlerin düzenini dikkate almadan kalori hesabı yapmaktır. Kısa vadede bazı sonuçlar alınsa da, uzun vadede özellikle kilonun korunmasında hiçbir işe yaramaz.

- İkinci dikkat edilmesi gereken konu ise günlük diyeti oluşturanların, yani besinlerimizin diyetetik olması. Bu konuya kilo sorunu olsun ya da olmasın genel sağlığına dikkat eden herkesin dikkat etmesi gerekir. Büyüme çağındaki bir çocuk da, 80 yaşındaki bir yaşlı da sağlıklı beslenmelidir. Bu besinler;

· Az yağlı süt ve süt ürünleri, az yağlı peynir, az yağlı et, balık ve tavuk olmalıdır.

· Vitamin ve mineral gereksinimini karşılayan sebze ve meyveler yer almalıdır. Bu besinler posa içerdikleri için de önemlidirler.

· Başta kurubaklagiller olmak üzere, tüm tahıllar ve kepekli ekmek, karbonhidrat gereksiniminin karşılanması için önemlidir.

- Üçüncü olarak ve bir diyetin başarısını belirleyen en önemli faktör de su alımıdır. Çay, kahve ve diğer sıvılar dışında günde en az 8-10 bardak su içilmelidir. İnsanların önemli bir kısmı günde 1-3 bardak su içmektedir. Bu insanlar yıllardan beri bu kadar az miktarda su içtiklerinden, su içme alışkanlıkları olmamaktadır. Dünyanın en iyi diyetini de yapıyor olsanız eğer su içmezseniz o diyetin başarısını baltalamış olursunuz. Gün boyunca ne kadar su içildiği bilinmelidir. İlk hafta 3-5 bardak su içilmeli, 2. hafta 5-8 bardağa çıkarılmalı ve 1 ay sonra 8-10 bardağa ulaşılmalıdır. İlk zamanlar biraz zor olsa da 2-4 ay sonra susama hissi gelişecek ve istenerek su içilecektir.

- “Konstipasyon (kabızlık sorununuz var mı?” sorusuna “Hayır, yok” yanıtını aldığınızda bu sefer “Ne kadar sıklıkla büyük tuvaletinizi yaparsınız?” sorusunuı takiben “2-3 günde bir” yanıtını alırsınız. Kilolu insanların büyük bir kısmında bu şekilde bir diyalog geçmekte. Bu kişilerin ciddi bir konstipasyon sorunu olduğu halde, daha büyük bir sorun kişilerin bunu farketmemeleridir. Rahatsızlık duyarak farkında olanlar ise, belki de daha şanslılar. Konstipasyon;

· Sebze, salata, spor ve bol su içilerek düzeltilmelidir.

· Sağlıklı bir insan günde bir kere büyük tuvaletine çıkmalıdır. Düzenli bioritme sahip olan bir kişinin sabah uyanış saatleri nasıl belirgin ise büyük tuvaletine gidiş saatleri de belirgin olmalıdır. İnsanların %80’i sabah saatlerinde bu ihtiyaçlarını giderirler. Kilo verme süreci içerisinde düzenli bir tuvalet alışkanlığının oturtulması gerekmektedir. Eğer konstipasyon sorunu varsa, kişi ya kilo alıyor yada kilo veremiyordur. Mutlaka takip edilmelidir.

· Fiziksel aktivite arttırılmalıdır. Yürüyüş veya karın egzersizleri önerilir.

- Tartı bir evde olması gereken en önemli ev aletlerinin başında gelmelidir. Tv ya da çamaşır makinanızı alırken gösterdiğiniz seçiciliği tartı alırken de göstermelisiniz. Onun size her zaman rehberlik edeceğini unutmamalısınız.

Hedef: yağ dokusunun kaybı Rejim yaparken esas amaç yağ dokusunu kaybetmektir. 15 gün aç kalarak, ya da çok az beslenerek 7 kilo vermek mümkün. Ama bu 7 kilonun sadece 3’ü yağ dokusundan, geri kalan 2’si protein dokusundan gelir. İşte bu 2 kiloluk protein kaybı vücudun genel sağlığına çok zarar verir. Üstelik tekrar kilo alsanız bile, kaybedilen proteini yerine koyamazsınız, onun yerine yağ dokusunu kazanırsınız. Kaybedilen protein yüzünden de bir çok hastalığa zemin hazırlamış olursunuz. Hastalıklarınız uzun ve ağır seyreder, sinirli vr huzursuz bir ruh hali gelişir. Ülkemizde, özellikle kadınlarda anemi (kansızlık) oranı yüksek.

Hiçbir zaman kilo verirken bir başkasıyla ya da kendinizle yarışmayın. İlk ayda 3-6 kilo kaybedilebilir, ikinci ayın içinde 2-4 kilo, üçüncü aydan sonra ayda 1-3 kilo kaybedilir ve daha sonraki aylar bu şekilde devam eder. Eğer haftada 3 kere 1’er saatlik orta düzeyde egzersiz yapabilirseniz haftada 250g. daha fazla verebilirsiniz. İdeali 1. aydan sonra haftada 500 g. vermektir.

Nelerle karşılaşırsanız?
Haftada x kilosunu vermek başarının göstergesi değildir. Gerçek başarı 1 ay, 3 ay hatta 6 ay sonra hala kilo verebiliyor musunuz? Verdiğiniz kiloları kiloları koruyabiliyor musunuz? Başarının kriterleri bunlardır. Bunu sağlamak için dengeli ve düzenli beslenmeyi ideal bir yaşam tarzı olarak benimsemeniz gerekmektedir. Kendi ortamınızda beslenerek, belki de çevre şartlarınızı zorlayarak, çevrenizde diet yaptığınızı bilen kişilerin ısrarlarına karşı koyarak, belki de diyette olduğunuzu gizleyerek bu sorununuzun üstesinden gelmelisiniz. Ayrıca kadınların kilosu regl öncesi dönemde 0.5-1.5 kilo artmaktadır. Bu artış yağ birikiminden çok, su toplanmasından kaynaklanmaktadır. Kilo artışı ne kadar fazla olursa ödem, yorgunluk hissi ve psikolojik rahatsızlıklar(sıkıntı, huzursuzluk vs.) o kadar fazla hissedilir. Dengeli ve düzenli beslenme bu tip şikayetleri de azaltacaktır. Bu dönemde tuzdan uzak beslenmeli, bol su içilmelidir(her zamankinden 2-4 bardak fazla)

KİLO HAKKINDA BİLİNEN DOĞRU VE YANLIŞLAR

Şeker Açlık Duygusuna Yol Açar mı?
Vücudumuza aldığımız şeker bize sadece kalori verir. Bunun dışında vücut için hiçbir faydası yoktur. Şeker yenildiği zaman insulin salgılanımı uyrılacağı için açlık hissi uyandırır. Diyet yapan insanlar kan şekerlerinin düştüğünü bahane ederek şeker alımına ihtiyaçları olduğunu düşünürler. Oysa vücuda alınan tüm besinler ve şekerler glikoza dönüşmektedir. Bu yüzden kişi hiç şeker yemese de diyete bağlı olarak kan şekeri düşmez.

Şeker haricinde kullanılan tatlandırıcılar da insan vücudunda ciddi sağlık sorunlarının nedenleri arasında yer alabiliyor. Uzun süre ve çok yüksek düzeyde alınan tatlandırıcıların kanser yapıcı etkisi olduğu görülmüştür. Bu ürünlerin insülin salınımı üzerinde şeker kadar etkileri yoktur, bu yüzden normal şekerden daha iyi oldukları düşünülebilir. Rafine beyaz şeker yerine, daha az kalori içeren ve mineral tuzlarla vitaminler açsından da daha zengin olan balı tercih etmek organizma açısından çok daha yararlıdır.

Zayıflama Rejimlerinde Önemli Olan Günde Ne Kadar Kalori Alındığı mıdır?
Kalori hesabı yapmak zayıflamak isteyen bir kişi için şarttır ama kalorinin nasıl alındığı önemlidir. Vücuda alınan kalorinin %12 – 15’i proteinlerden, %25 – 30’u yağlardan ve %50 – 60’ı karbonhidratlardan gelmelidir. 1 gram yağ 9 kalori, 1 gram protein ve karbonhidrat 4 kalori vermektedir. Vücuda alınan karbonhidratların ve proteinlerin fazlası da yağ olarak depo edilmektedir. Bütün kalorilerin vücutta yaptığı etki ve kiloya dönüşme özelliği aynı değildir. Örneğin aldığımız karbonhidrat, protein ve yağlar kalori olarak harcanabilmesi için glikoza dönüşmektedir ilk önce glikoza dönüşen grup karbonhidratlardır. Daha sonra yağlar ve proteinler glikoza dönüşür. Alınan kalori harcanan kalorideen daha az ise harcanamayan glikozlar yağa dönüşerek vücudun değişik yerlerinde depo edilir. Kadınlarda daha çok kalçada depolanırken, erkeklerde göbekte depo edilir.

Atıştırmak Formu Bozar mı?
Gün içinde yemek zamanları dışında bir şeyler yiyor ve normalde 3 öğünden aldığınız kaloriyi 4,5 hatta 6 küçük öğünde alıyorsanız bu atıştırmalar bir sorun yaratmaz. Çünkü bu şekilde bir beslenme düzeni aşırı kalori almamanızı ve vücudunuzun her öğünde sindirim olayı için daha çok kalori harcamasını sağlar. Fakat siz her öğünlerinizde yemeniz gerektiği kadar yedikten sonra abur cubur atıştırıyorsanız, bu elbette kilo almanıza neden olacaktır.

Tuz Şişmanlatır mı?
Tuz, vücudun su tutmasına yol açar ancak vücuttaki yağ oranlarıyla hiçbir ilgisi yoktur. Buna karşılık aşırı tuz kullanımı suyla beraber kişide şişkinlik hissine yol açabilir. Bu yüzden özellikle adet dönemi öncesinde tuz kullanımında aşırıya kaçılmaması tavsiye edilir. Öte yandan tuzun iştah açıcı etkisi göz önünde tutulduğunda özellikle rejim yaparken neden tuzdan kaçınılması gerektiğide ortaya çıkar. Dolayısıyla tuzun kilo alımı üzerinde doğrudan değil, dolaylı bir etkisi vardır.

Sık Yapılan Ağır Rejimler Metabolizmayı Bozar mı?
Ağır rejimler sadece metabolizmayı değil sindirim sisteminizi de bozar. Önce aşırı bir kısıtlama, dolayısıyla ani kilo verme, ardından da aşırı yasaklar yüzünden kontrolün kaybedilmesi ve ani kilo alımı gibi bir kısır döngüye girildiğinde metabolizma sarsılır. Bunun sonucunda da çok doğal olarak aşırı kilo riski artar. Buna bağlı olarak kişide yeme ihtiyacının tamamen ön plana çıktığı pek çok patolojik sorun ortaya çıkabilir. Bu durumda yapılması gereken; yavaş kilo verdiren, kişiyi korkunç yasaklar içinde boğmayan ve hem yemek hem de rejim olayını yaşamın tek unsuru haline getirmeyen rejimlere yönelmektir.

Çok Su İçmek Zayıflatır mı?
Belli bir diyet ve egzersiz programına bağlı olmadan çok miktarda su içmenin zayıflatıcı bir etkisi yoktur. Buna karşılık rejim yaparken, özellikle su, bitkisel çaylar gibi bol miktarda (en az 1,5 litre) sıvı alınması vücutta biriken toksinlerin atılmasını kolaylaştırmak açısından yararlı olacaktır. Gün içinde hafif bir açlık hissettiğinizde bir büyük bardak su içmek belki de o an için iştahınızı kesebilir ve sizi gereksiz kaloriler almaktan koruyabilir. Özellikle mineral tuzlar açısından zengin suların tercih edilmesi, rejim sırasında vücutta bazı besinlerin tüketilmesine bağlı olarak ortaya çıkan eksikliklerin giderilmesine yardımcı olabilir.

Zayıflamak için Suyu Öğün Aralarında mı İçmek Gerekir?
Zayıflamak için suyu yemeklerden önce içmek gerekir. Yemek öncesi içilen su mide kapasitesini dolduracağı için tokluk hissi verecektir ve yenilen yemek miktarını azaltacaktır. Yemek aralarında içilen su ise iştah açabilir. Ayrıca sıvı tüketmeden ya da az miktarda sıvı alarak yediğiniz bir yemekte daha çabuk doyarsınız. Ancak lifli yiyeceklerin, bir miktar sıvıyla tüketilmesi lifin şişerek hacim oluşturmasını ve tokluk hissi vermesini sağlayacağı için bu tip besinlerin sıvı gıdalarla veya suyla birlikte alınmamasında yarar vardır.

Sıcak Ortamlar Zayıflatır mı?
Sauna gibi sıcak ortamlarda terlemeyle kaybedilen, yağ değil sudur. Bu gibi sıcak ortamlar organizmanın toksinlerden arınmasını, kasların gevşemesini, kırgınlığın atılmasını sağlar ama sizi zayıflatmaz.. Mutlaka soğuk suyla yapılan bir duşla tamamlanması gereken sauna seansları, kalp damar, solunum ve dolaşım sistemi hastalıkları olan kişiler için uygun değildir. Ayrıca kilo kaybetme açısından bakacak olursak soğuk, sıcaktan çok daha etkilidir. Örneğin 18 derece suyla yapılacak bir banyo dakikada 7,2 kalori harcamanızı sağlar.

Alkol Şişmanlatır mı?
Bütün alkollü içecekler, hatta içerdiği tannin gibi maddeler sayesinde diğerlerinden daha iyi olduğu iddia edilen şarap bile, az ya da çok oranda kalori içerir. 1 kadeh şarapta 85 kalori varken, 1 kadeh rakıda 335 kalori vardır. Ayrıca alkol alımına bağlı olarak tüketilen diğer besin maddelerinin de (kızarmış patates, cips, mezeler vs.) vücutta gereksiz bir kalori ve yağ deposu olarak kalacağını unutmamak gerekir.

Diyet Ürünleri Zayıflatmaya Neden Olur mu?
Diyet ürünleri zayıflamayı sağlamaz, ancak bu ürünlerin zayıflamaya yardımcı oldukları bilinmektedir. Tabii hangi besin maddesinden söz ettiğiniz de önemli.

· Süt, yoğurt, peynir ve et gibi ürünler yağı azaltılarak diyet hale getirilirler.

· Şekerlemeler, çikolatalar, şekerli içecekler şeker yerine tatlandırıcılarla yapılmışlarsa kaloriler azaltılmıştır. Eğer şekerden daha geç emilen sorbitol, fruktoz gibi doğal tatlandırıcılar kullanılmış ise kalorisi normal ürünlerle aynıdır.

· Ekmek grubu ürünler diyet ürün haline getirilirken lif yönünden zenginleştirilmekte ve yağ eklenmemektedir.

KENDİNİ DEĞİL KİLONUZU YAKIN

KENDİNİ DEĞİL KİLONUZU YAKIN

Fazla kiloları yaratan yağları yakmaya çalışırken aman dikkat!
Bilinçsiz yanlış yöntemlerle vücudunuza zarar verebilirsiniz.

Günümüzde hareketsiz ve yoğun yaşantı içerisinde, insanların vücutlarında birçok rahatsızlıklar meydana gelmektedir. Bu rahatsızlıkların başında gelen şişmanlık, hem fizyolojik hem de sosyolojik açıdan insanları etkilemektedir. Şişmanlığın insan vücudunda oluşturduğu bu olumsuz etkilerden kurtulmak için birçok yöntem uygulanmaktadır. Bu yöntemlerin içinde, vücuttaki şişmanlığın giderilmesi açısından yanlış ve zararlı uygulamalar insanları başarıya ulaştıramayacağı için etkisiz olacaktır. Şişmanlığın giderilmesi için uygulanacak yöntemler kilo vermeye yönelik olmamalı, vücutta yağ kitlesini azaltıp kas kitlesini artıracak yöntemler olmalıdır. Yağ yakmak amacıyla uygulanan yanlış yöntemler şunlardır:

Sauna
Vücuttaki su kaybını sağlayan yöntemlerdendir. Vücut suyunu azalttıkça, yağ yakmak daha zor olacaktır.

Diüretik ilaç ve çaylar
Diüretik maddeler veya çaylar, vücutta yağ yakmamızı sağlamaz; sadece vücut suyunun idrar yoluyla vücudun dışına atılmasını sağlar.

Aç kalmak
Gerekli gıda maddelerini almadan uygulayacağınız yöntemler, vücudunuzdaki kas kütlesinin azalmasına sebep olurken, yağ kitlesinde bir değişim görülmeyecektir. Kaslar vücudunuzda yağ yakan fabrikalar olduğuna göre, yağ yakmak için kas kitlemizi kaybetmemiz gerekmektedir.

Masaj
Dolaşım sistemini ve kaslardaki gerilmeleri rahatlatmak için uygulanan manipulasyonlar, vücudumuzdaki yağı yakmayacağı gibi, vücut yağını bir yerden bir yere de taşımaz.

Karbonhidratsız beslenme
Karbonhidrat insanların mutluluk kaynağı olmasının yanında, vücut için önemli bir besin maddesidir. Karbonhidratlar vücudumuzda su tuttuğu için, şişman insanlar yememektedir. Önemli olan kilo kaybı değil yağ kaybı olduğuna göre, karbonhidratsız vücudun yağ yakmayacağı bilinmelidir.

Yüksek tempolu egzersizler
Yüksek tempolu egzersizlerle vücudumuzda daha fazla karbonhidrat, daha az yağ yakılacağı unutulmamalıdır.

Ağırlık çalışmaları
Ağırlık çalışmaları yağ yakmamızı sağlamaz, ama kas kitlesini reaksiyona geçireceği için yağ yakmada destekleyici bir faktör oluşturacaktır.

Kısa süreli diyetler
Kısa süreli diyetlerle vücudumuzda yağ yakamadığımız gibi, diyeti bıraktığımızda vücudumuzdaki yağ artışı hızlanacaktır. Kısacası tüm bu yöntemlerle vücudumuzda biriken istenmeyen yağlardan kurtulmamız mümkün değildir. Vücudumuzun sağlıklı olarak yağ yakabilmesi için egzersizin ve doğru beslenme alışkanlıklarının kazanılması ve hayat boyu devamı gereklidir.

KAN VE KOLESTEROL DÜZEYLERİNİ ETKİLEYEN RİSK FAKTÖRLERİ

KAN VE KOLESTEROL DÜZEYLERİNİ ETKİLEYEN RİSK FAKTÖRLERİ



Genler: Kalıtım kolesterol seviyeleri üzerinde önemli bir etkendir. Araştırmacılar aile ile ilişkili hypercholesterolemia ve diğer ailevi kolesterol bozukluklarından dolayı tüm dünya da her yıl 10 milyon orta yaşlı insanın öldüğüne inanmaktadırlar.Bazı kişiler Karaciğerde LDL alıcılarının eksikliği ile doğarlar.Bu yüzden karaciğerin filtre kapasitesi sınırlıdır. Başka karaciğer bozuklukları da kolesterol seviyelerini etkilerler.
Tiroid hastalıkları, diabet gibi bazı genetik faktörlerde kolesterol seviyelerini arttırıcı etki gösterebilirler.Bu sebeple ailenin tıbbi öyküsünün bilinmesi önemlidir.Ailede erken yaşlarda geçirilmiş kalp krizi veya kalp krizine bağlı ölüm öyuküsü varsa
koroner arter hastalığı veya yüksek kolesterol riski ailevi olarak artmaktadır.


Yağlı Yiyecekler. Eğer yağlı yiyecekleri çok fazla tüketiyorsanız kanınızdaki LDL seviyeleri yükselecektir. Kolesterol et, peynir gibi hayvansal gıdalarda ve hazır gıdalarda çokça bulunur.Bunları tükettiğinizde vücudunuz daha çok sature yağ ve kolesterol emer.


Hareketsiz yaşam tarzı. Diyet kadar önemli bir risk aktörüdür. İstatistikler fiziksel aktivite ile kolesterol düzeyleri arasında direk ilişki olduğunu göstermektedir. fiziksel aktivitesi az olan kişilerde HDL düşük, LDL yüksektir ve koroner arterlerde plaklar oluşmaktadır.

Aşırı Kilo. Ciddi derecede şişman kişilerin kanlarında kolesterol ve trigliserid miktarları oldukça yüksektir. amerikan Kalp Birliği aşırı şişmanlığı kalp-damar hastalıkları açısından büyük risk faktör olarak kabul etmektedir.Çünkü aşırı şişman kişiler hareketsizdirler ve beslenme alışkanlıklarında yağlı yiyeceklerin payı çok yüksektir.Bu da arterler de plaklar oluşumunu hemen hemen garantilemektedir.

Sigara. Sigara içenler yüksek kolesterol seviyeleri açısından risk grubundadırlar. Sigara içenlerin arterlerinin iç duvarlarının yüzeylerinde düzensizlikler oluşur ve bu düzensiz yüzey daha çok yağ tutulumuna sebep olur. Sigara içenlerde HDL miktarları yaklaşık olarak %15 azalmaktadır. Genellikle hareketsiz yaşantı tarzına eğilimlidirler. Düşük HDL düzeyleri ile tütünün toksik etkileri bir araya geldiğinde kalp krizi riskinin arttığı görülmektedir.


Aşırı Alkol Tüketimi. Ilımlı miktarlarda tüketilen alkolün(özellikle günde bir-iki bardak kırmızı şarabın) yararı,aşırı miktarlarda tüketilen alkolun ise karaciğere zararı ve kolesterol ve trigliserid düzeylerini yükseltici etkisi vardır.


Yaşlanma. Yaşla beraber genellikle kolesterol düzeylerinde de artış görülür. 45yaş ve daha üstündeki erkekler, 55 yaş ve daha üstündeki bayanlar her yıl kolesterol seviyelerini ölçtürmelidirler.Ayrıca sigara ve hareketsizlik gibi diğer risk faktörlerden mümkün olduğunca uzak durmalıdırlar.


Cinsiyet.Erkeklerde 45 yaş ve üzerinde yüksek LDL düzeyleri görülme sıklığı artar.
Kadınlarda ise menapozu izleyen dönemlerde kolesterol seviyesinde belirgin artış görülür.
Ancak hormon replasman tedavisi yapılan kadınlarda kolesterol düzeyleri azalmaktadır.


Uzun Süreli Hastalıklar. Kronik hastalıklar yüksek kolesterole neden olabilirler.Çalışmalar diabet, böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları ve hipotiroidizm'in kandaki lipoprotein dengesini değiştirdiğini ve kardiyıovasküler hastalık riskini arttırdığını göstermiştir.

Yüksek kan basıncı (Hipertansiyon). Damar yapılarında değişiklikler oluşmuştur ve risk artmıştır. Bazı tansiyon ilaçları LDL ve Trigliseridleri arttırıp HDL yi düşürebilir.Kontrollere önem vermek gereklidir.


Stres. Stres ve yüksek kolesterol düzeyleri arasındaki ilişki henüz kanıtlanmış değildir.Ancak bazı araştırmacılar stres altındaki insanların kendilerini daha çok yiyerek veya alkol ve tütün tüketimini arttırarak teselli ettiklerini, bunun da kolesterol düzeylerini olumsuz etkilediğini savunmaktadırlar.

KALORİ YAKMANIN KOLAY YOLLARI

KALORİ YAKMANIN KOLAY YOLLARI

Özel diyet gıdaları almadan ya da spor salonuna gitmeden kilo verebilir misiniz? Evet!

Hayatınızda önemli değişiklikler yaparak, paradan tasarruf ederken emniyetli ve kalıcı bir biçimde kilo vereceksiniz.
1. Eliniz abur cubura değil, suya uzansın. İştahınızı yatıştırmanın eldeki en ucuz, en emniyetli yolu bu...
2. Dolapları boş tutun. Hem paradan hem de sizi caydıracak şeylerden tasarruf edersiniz. Etrafınızdaki yiyecek çeşitlerini azaltmanız sizi gereksiz yere atıştırmaktan alıkoyacak.
3. İlham verici bir şeyler yapın. Kilo verdiğinizde giymekten büyük keyif alacağınız bir elbiseyi buzdolanızın kapağına yapıştırarak kendinizi teşvik edebilirsiniz. Göbeğinize ‘piercing’ yaptırmak da zayıflama azminizi artıracak bir fikir olabilir.
4. Baharatları dilediğiniz gibi kullanın. Araştırmalara göre, zencefil, kırmızıbiber, pul biber gibi baharatlar ve bunlarla yapılan soslar vücudunuzun yağ yakma kabiliyetini %25 oranında artırabilir.
5. Kilo vermek için uyuyun. Uykunuzu yeteri kadar almanız, daha fazla enerji elde etmek için yemek yemenizi engeller. Yapılan son bir araştırmaya göre, yeterince uyuyan bir kadının metabolizması %40 oranında artıyor.
6. Gece mutfak seferlerine bir son verin. Araştırmacılar karanlık odaların ve gecenin karanlığının bizi daha fazla yemeye sevk ettiğini belirtiyorlar. Yataya bir saat erken girmeyi deneyin. Evinizde daha neşeli, parlak ışıklara yer verin, hem daha mutlu olacak hem de daha az atıştıracaksınız.
7. Kahvaltıyı kesinlikle sektirmeyin. Gün için gereken enerji yakıtınızı almanızı ve öğle yemeğinde kendinizi daha az aç hissetmenizi sağlar.
8. Doğru bir biçimde atıştırın. Sert bir şeker 20 kalori civarındadır, tüketme süresi 20 dakikaya kadar çıkabilir. 400 kalori içeren bir dondurma külahı ise on dakikaya kalmadan midenizde olur.
9. İçinizden çılgınca yemek yemek geliyorsa, size kendinizi iyi hissettiren müzikler dinleyin. Araştırmacılar müziğin beyindeki, en sevilen yiyeceği yemenin etkilediği merkezi harekete geçirdiğini belirtiyorlar.
10. Yeşil çay için. İsviçre Üniversitesi’nde yürütülen bir araştırmanın sonuçlarına göre, yeşil çay içmek vücudun yaktığı kalori miktarını artırıyor. Günde üç fincan içmeye çalışın.
11. Yediğiniz şeye yoğunlaşın. TV izlerken, bir şeyler okurken, ders çalışırken ya da e-mail’lerinizi yanıtlarken yiyecekleri gözden uzak tutun.
12. Dışarı çıkın. Günde en az yirmi dakikayı dışarıda oturarak ya da yürüyerek geçirin. Güneş ışığı içinizdeki yeme istediğini kontrol etmenize yardımcı olur.

DİYET YAPARKEN BUNLARA DİKKAT

DİYET YAPARKEN BUNLARA DİKKAT



Dünya Sağlık Örgütü'nün 2000 yılı sağlık raporunda şişmanlık, "vücutta fazla miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir sağlık sorunu" olarak tanımlanmaktadır. Aşırı besin alımı, yetersiz fiziksel aktivite, kalıtım, nöroendokrin etmenler, psikolojik sorunlar, cinsiyet, eğitim düzeyi, evlilik, doğum sayısı, sigarayı bırakma, alkol kullanımı gibi faktörlere bağlı olarak gelişen şişmanlık tek başına olduğu gibi komplikasyonları ile de yaşam süresini kısaltan ve yaşam kalitesini düşüren ciddi bir hastalıktır.

Uzman Diyetisyen M. Turgay Köse'ye göre, komplikasyonları arasında ilk akla gelenler: Kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, şeker hastalığı, bazı kanser türleri, solunum rahatsızlıkları, karaciğer yağlanması, safra kesesi hastalıkları, eklem hastalıkları, adet düzensizlikleri, kısırlık... şeklinde sıralanabilir.

Çağımızın bu önemli sağlık sorununu çözmek için ne yapmalıyız? Her gün gazete, dergi, televizyon, internet gibi kitle iletişim araçlarında onlarca "şok diyetler" ile karşılaşmaktayız. Genel ilkeleri benzer olmakla birlikte diyet mutlaka "kişiye özel" olarak hazırlanmalıdır. Çünkü herkesin metabolizması farklılıklar göstermektedir, tıpkı parmak izi gibi. Öte yandan kilo fazlası olanlar genelde aç kalarak, öğün atlayarak, hiçbir şey yemeyerek sonuç almaya çalışıyorlar. Böylesi bir davranış, vücudu açlıktan ölme paniğine sürükler ve "kıtlık" moduna geçen metabolizma yavaşlar, yağ yakmak yerine tüketilen her besini yağ şeklinde depolama yoluna gider. Buna karşılık sık sık, azar azar beslenmek metabolizmayı hızlandırdığı gibi, yavaş yemeyi de sağlar. Aç kalmak ve öğün atlamak, bir sonraki öğünde hem hızlı hem de fazla yemek yenilmesine neden olmaktadır. O nedenle başta kahvaltı olmak üzere asla öğün atlanmamalı, 2.5 - 3 saatlik aralıklarla beslenilmelidir.

Katı margarin, tereyağı, kaymak, krema, mayonez, cipsler, soslar, kuruyemişler gibi enerji değeri yüksek, öte yandan hiçbir besleyici değeri olmayan yağlı yiyeceklerden, kızartma ve kavurma işlemlerinden olabildiğince kaçınmakta yarar vardır. Şeker ve şeker içeren besinler (bal, reçel, pekmez, hazır meyve suları, gazlı içecekler, tatlılar vs) kana tamamen ve hızla karışırlar. Pankreastan salınan insülin hormonu ile kan şekeri düşer ve tekrar tatlı yeme isteği doğar. Dolayısıyla şeker ve şeker içeren besinler kan şekerinde ani dalgalanmalara yol açarlar. Halbuki şeker tadından vazgeçemeyenler için üretilen, şeker yerine kullanılabilen, aynı tadı verebilen, sağlık açısından sakıncası bulunmayan, düşük kalorili veya kalori içermeyen yapay tatlandırıcılar ile kan şekerindeki dalgalanmaları ve tatlı isteğini ortadan kaldırmak mümkün olabilmektedir.

Suyun; alınan besinlerin sindiriminden, metabolik atıkların dışarı atılmasına kadar her aşamada çok önemli görevleri vardır. Bu nedenle günlük sıvı tüketimi arttırılmalıdır. Katkısız, en iyi çözücü su olduğu için günde 8-10 bardak su içilmelidir. Diyet yaparken çay, kahve, bitki ve meyve çaylarına şeker yerine yapay tatlandırıcılardan katılabileceği gibi gazlı içeceklerde de light olanların tercih edilmesi daha uygun görülmektedir. Aynı zamanda bu tatlandırıcıların bazılarının toz formları da mevcuttur. Dolayısıyla tatlı yapımında bu ürünlerin kullanımı ile düşük kalori içeren farklı lezzetler yakalamak mümkündür.

Ayrıca posalı yani lifli besinlerin tüketimi arttırılmalıdır. Posalı besinler kan şekerini, kan basıncını (tansiyonu) ve kan kolesterolünü istenilen seviyede tutmaya yardımcı olurlar. Midede, su ile birlikte hacimlerinin 20 katı kadar şişerler; tokluk, doygunluk hissi sağlarlar. Ayrıca dışkılama sayısını ve sıklığını arttırırlar. Kabızlık şikayeti varsa ortadan kalkar, böylelikle kilo vermeye de yardımcı olurlar. Kalın bağırsak kanserinden koruyucu etkileri de mevcuttur. Bu yüzden haftada 2-3 kere kurubaklagil yemeği yenilmelidir. Ayrıca buğday ekmeği yerine kepek, çavdar, yulaf ekmeğini; pirinç yerine bulguru tercih etmekte yarar vardır. Hatta pirinç, makarna, erişte ve unun da kepekli olanlarını kullanmak daha sağlıklı olacaktır. Sebze ve meyveler de posa içermektedir. Ancak posaları kabuk ve kabuğa yakın yerlerde bulunduğu için, soyulmadan yenilebilenleri iyi bir şekilde yıkadıktan sonra kabukları ile tüketmek her zaman için daha yararlı olacaktır.

Diyete ilave olarak mutlaka spor da yapılmalıdır. Dünya Sağlık Örgütü en çok tempolu yürümeyi önermektedir. Bunun dışında; çok hafif tempoda koşma, bisiklete binme, yüzme, tenis, aerobik ve jimnastik tarzı kalbi çalıştıran sporlar yapılması da uygun görülmektedir. Sporu asla ödev olarak görmeyiniz. Bu da tedavinin bir parçasıdır. Amaç; metabolizma hızını düşürmemek, kilo verirken bir noktada ağırlığın sabit kalmasını önlemek, verilen kiloların kalıcı olmasını sağlamak ve en önemlisi sağlıklı yaşama adım atmaktır. Sonuçta "1 saat" dediğimiz günün sadece %4'üdür. Kişi kendine egzersiz için zaman ayırmalı ve mutlaka bu hakkını kullanmalıdır.

DİYETLE İLGİLİ EN ÇOK SORULAN SORULAR

Diyet yaparken karşılaştığımız sorunlardan biri de, neyi ne kadar yiyeceğimiz. Günlük almamız gereken kalori ve yağ miktarından, karnımız açlıktan kazındığında ne yiyeceğimize ya da kalsiyum ihtiyacımızı mutlaka sütten mi alacağımıza kadar pek çok soru aklımızı kurcalar.

İşte, diyetle ilgili en çok sorulan sorular ve diyetisyenlerin verdikleri yanıtlar:

1- Yumurta kolesterol açısından kötü mü?:
Diyetisyenlerin verdikleri bilgiye göre, yumurta tüketiminde ölçülü olduğunuz sürece hayır. Yumurta, vücudunuz için gerekli olan protein, K vitamini, riboflavin ve selenyumu sağlamak için mükemmel bir kaynak. Yapılan araştırmalar, yumurta sarısının 213 mg kolestrol içeriyor olmasına karşın, haftada 2 adet yumurta yemenin kandaki kolesterol düzeyi üzerinde hiçbir olumsuz etkide bulunmadığını gösteriyor.

2- Günde kaç kalori almalıyım?:
Öncelikle, dengeli bir beslenme programı uygulayarak vücudunuzdaki her yarım kilo için 10 kalori almalısınız. Buna, günlük aktivite durumunuza göre, 400-700 kalori daha eklemelisiniz. Sözgelimi 65 kiloda aktif bir kadının günlük alması gerekli kalori miktarı 2000 civarındadır ve bu kişinin, haftada bir kilo vermek istediğinde, günlük kalori miktarından 500 kalori daha az beslenmesi yeterlidir. Eğer siz daha kalıcı çözümler istiyorsanız, diyetiniz boyunca günlük kalori miktarından 250 kalori indirin ve 250 kaloriyi yaktıracak kadar da egzersiz yapın.

3- Kilo vermek isterken günlük almam gereken ortalama yağ miktarı ne kadardır?:
Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, günlük aldığınız kalori miktarının yüzde 15'i, diyet yapıyor olun veya olmayın her iki halde de yağlardan sağlanıyor. Bu miktar; kalp krizi, obezite ve diyabet riskini en aza indirmek için yeterli. Sözgelimi, bin 500 kalorilik bir diyet yapıyorsanız alabileceğiniz yağ miktarı 50 gramla sınırlı.

4- Karbonhidrat niçin egzersiz için de büyük önem taşır?:
Vücudumuzda glikojen olarak depolanan karbonhidratlar, kas gücünü arttırmada son derece önemli rol oynar. Ayrıca, aşırı olmamak kaydıyla vücudumuzda depoladığımız yağlar da aynı etkiyi gösterir. Kas gelişiminde önemli rol oynayan glikojeni vücudunuza tedarik edebilmek için, egzersiz çalışmalarınız sonrası karbonhidrat içeren yiyeceklerden yemelisiniz. Mesela 90 dakikalık bir egzersiz sonrası, fırınlanmış patates, bir porsiyon meyve veya kepekli krakerler iyi birer seçim.

5- Kahvede bulunan kafein kemiklerimi zayıflatır mı?:
Diyetisyenlerin verdikleri bilgiye göre, hayır. Çok aşırı miktarda kahve içmiyorsanız böyle bir durum söz konusu değil. Gene de kafeinin kemikleriniz üzerindeki zararlı etkilerinden endişe duyuyorsanız, kahvenizi sütle içmeyi deneyin.

6- Yüksek tansiyon problemim yoksa tuza dikkat emmeme gerek var mı?:
Tuz, şeker ve un, üç zararlı beyaz. Bu nedenle, kullanacağınız tuz hep az olmalı.

7- Besleyici değerleri bakımından vücudum için en yararlı 5 sebze hangisi?:
İster koyu yeşil olsun isterse kırmızı, isterse portakal rengi veya sarı, bütün sebzeler harika birer besleyici ve vücudumuzu hastalıklara karşı dirençli hale getiriyorlar. Diyetisyenlerin verdikleri bilgiye göre, herbirinin ayrı yararları olmakla birlikte, düzenli olarak alındıklarında vücudumuz için en yararlı sebzeler şunlar:
Ispanak, iyi bir folik asit kaynağı, kansere karşı koruyucu etkisi var, A vitamini ve kalsiyum içeriyor; havuç, mükemmel bir A vitamini kaynağı; tatlı patates, A ve C vitaminleri içeriyor; brokoli, A ve C vitaminleri ile folik asit içeriyor; sarımsak, kansere karşı etkili pitokimyasallar içeriyor.

8- Hangi yiyecekler kolestrolü düşürür?:
Lif bakımından zengin sebzeler, sözgelimi yulaf, fasulye ve soyalı besinler, kolesterolü düşürüyor. Bunlar, kandaki kolesterol miktarını dengeleyici özelliğe sahip bulunuyor. Kolesterolünüz yüksekse, özellikle az yağ içeren bir diyet yapmalısınız. Aldığınız yağ miktarını azaltmak için meyve ve sebze ağırlıklı öğünler yemelisiniz ve kırmızı eti azaltmalısınız. Ayrıca süt ve süt ürünlerinden de yağsız olanları tercih etmelisiniz.

9- Günde 8 bardak su içmek neden önemli?:
Vücudumuzda oluşan en temel kimyasal reaksiyonların tümü suya gereksinim duyar. Su; sindirimde, metabolizmanın düzenlenmesinde, vücut ısısının ayarlanmasında, kan basıncında ve fitness performansında direkt etkilidir.

10- Karnım açlıktan kazındığında bunu nasıl giderebilirim?:
Bunu tamamen geçiremezsiniz; fakat kendinize en zararsız biçimde üstesinden gelebilirsiniz. Bunun için, diyetisyenlerin belirledikleri stratejilerden birini deneyebilirsiniz. Dilediğiniz yiyecekten ufak miktarlarda yiyerek açlığınızı gidermeye çalışın. Canınızın çektiği yiyeceklerin benzer diyet versiyonlarından deneyin. Hala açlığınızın önüne geçemediyseniz, arkadaşlarınızla birlikte olmayı ve açlığınızı aktivitelerle unutmayı deneyin.

11- Şeker şişmanlatır mı?:
Diyetisyenlerin verdikleri bilgiye göre, teknik olarak yağ içermediğinden, hayır. Şeker, saf karbonhidrattan oluşur ve biz bu ihtiyacımızı aynı şekilde ekmekten, meyvelerden de karşılayabiliriz. Ama tabii ki şeker kalori içerir. Bazı şekerli yiyecekler, sözgelimi kurabiyeler ve krakerler, aynı zamanda yağ da içerir. O halde, çok fazla şekerli gıda tüketimi kısa sürede yağ birikimleri olarak vücudumuzda yerini alacaktır.

12- En sağlıklı yağ hangisi?:
Zeytinyağı kesinlikle en sağlıklı olanı. Zira, doymuş yağ oranı düşe aynı etkiyi gösterir. Kas geük, doymamış yağ oranı yüksek rafine bir yağ. Göğüs kanseri riskini azalıyor ve kolesterol üzerinde kötü etkileri bulunmuyor. Margarin ve tereyağı gibi doymuş yağlar damar tıkanıklığına sebep olur ve böylece yüksek tansiyon ve kalp krizi riskini arttırır. Hidrojene bitkisel yağ gibi kimyasal reaksiyonlardan geçirilmiş yağlar da kolesterol üzerinde kötü etkilerde bulunur. Diyetisyenlerin verdikleri bilgiye göre, yumuşak doymamış margarinler diyet yaparken en uygun seçim. Eğer tereyağı konusunda ısrarcıysanız, light çeşitlerini zeytinyağı ile birlikte kullanmanızda fayda var.

13- Metabolizmayı özellikle güçlendiren yiyecekler var mı?:
Diyetisyenlerin bu soruya yanıtı, hayır. Söylenildiğinin aksine, balarısı polenleri ve greyfurt da böyle bir etkide bulunmuyor. Bazı baharatlı yiyeceklerin metabolizmayı hızlandırdığı doğru olsa da, bunun vücut üzerindeki etkileri oldukça zayıf. Eğer metabolizmanızı güçlendirmek istiyorsanız, ağırlık kaldırma egzersizleri sizin için çok yararlı olacaktır. Kaslarınızı zorlayarak kaldırdığınız her yarım kilo için günde 35 kalori yakabilirsiniz.

14- Çok az yağ yemek mümkün mü?:
Tıpkı bir araba gibi, vücudumuz da hareket etmek için yağa gereksinim duyar. Özel olarak yağ asitleri, hücre onarımında ve yenilemelerinde de iş görür. Et, balık, fındık gibi besinlerden aldığımız yağlar, aynı zamanda hormonları düzenleyici ve sinir sistemini güçlendirici etkilere sahip. Her ne kadar çoğu uzman günlük kalori miktarının yüzde 15'inin yağdan karşılanması gerektiği görüşünde birleşse de, yapılan son araştırmalar, yüzde 10'un da yeterli olduğunu gösteriyor.

15- Acıktığım zaman neden çekilmez bir insan oluyorum?:
Kötü gününüzde olsanız dahi, dayanılmaz olmanızın sebebi, fizyolojik olarak açlığınızdan ileri geliyor olabilir. Diyetisyenlerin verdikleri bilgiye göre, vücuttaki kan şekeri düştüğünde, otomatik olarak kanınızdaki adrenalin ve daha birkaç hormonun işlevi de azalır ve bunun sonucu sinirlilik, kan basıncınızın artışıyla doğru orantılı olarak gerginlik görülebilir. Eğer sık aralıklarla azar azar yemek yemeye vakit ayıramıyorsanız, yanınızda bir meyve veya atıştıracak krakerler taşımanızda yarar var.

16- Hiçbir şey yemeyerek zayıflamak tehlikeli mi?:
Bu tarz girişimler son derece tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Vücudunuz iki günden fazla aç kaldığında, karbonhidrat ve protein gibi en temel ihtiyaçlarını kaslardan karşılamaya kalkacaktır. Ayrıca büyük su kaybına da rastlanır. Bunun sonucu olarak da baş ağrısı, baş dönmesi, sıkıntı gibi olumsuz belirtiler görülebilir. Aç kalınan süre arttıkça, oluşması muhtemel tehlikeler de daha ciddi boyutlar kazanacaktır.

17- Baharatlı yiyecekler ülser yapar mı?:
Yapılan araştırmalar, peptik ülserin gerçek sebebinin mideye yerleşen bir bakteri olduğunu gösteriyor. Günümüzde ülser tedavisinde diyet yanında bu bakteriyi etkisiz hale getiren ilaçlar da kullanılıyor.

18- Izgaranın kansere yol açtığı doğru mu?:
Diyetisyenlerin verdikleri bilgiye göre, direkt olarak hayır; ama kanser riskini arttırdığı doğru. Biftek, tavuk gibi et yağları kömür üzerine düştüğünde çıkan dumanın kanserojen etkileri olduğu biliniyor. Yapılan çalışmalar, mangaldan önce etleri marine etmenin bu tehlikeyi azalttığını gösteriyor. Diğer bir sağlıklı yöntem de etleri önce mikro dalgada pişirip en son mangalda çevirerek servise sunmak.

19- Gece yatmadan önce bir şeyler atıştırmak zararlı mı?:
Gece yarısı yediklerinizi sindirmeniz iyice zorlaşır. Hele bir de yedikleriniz abur cubursa. Diyetisyenler, yatmadan önce bir şeyler atıştırmak istiyorsanız meyve veya bir kase yoğurt yemenizi ya da bir bardak süt içmenizi öneriyor.

DİYETİNİZİN RENGİ

DİYETİNİZİN RENGİ

Amerikalı doktor David Heber’e göre, besinler 7 renk grubuna ayrılıyor ve her birinin ayrı işlevi var. Bu renk gruplarına göre yiyerek kanserden bile korunmak mümkün. Listeyi gözden geçirin, hayatınıza yeni bir yön verin.

· Mor: Bu besinler çok güçlü antioksidan, yani sağlıklı dokuları ve hücreleri koruyucu maddeler içeriyor. Kalp hastalıklarına yakalanma ve kriz riskini azaltıyor. Patlıcan, böğürtlen, üzüm, şarap, kırmızı lahana, mürdüm eriği.

· Kırmızı: Kansere karşı güçlü bir kalkan olan ve prostat kanserine karşı koruduğu ispatlanan likopen maddesi içeriyor. Domates, karpuz, kan portakalı.

· Turuncu: Sağlıklı gözler ve sağlıklı bir cilt için gerekli olan betakaroten maddesi bulunuyor. Hücreleri zararlı maddelerden koruyor. Kayısı, kavun, havuç, mango, balkabağı.

· Sarı-turuncu: Beta - cryptoxanthin adındaki çok güçlü bir antioksidan madde içeriyor ve hücreyi yaşlanmaya karşı koruyor. Limon, portakal, armut, mandalina, greyfurt.

· Sarı-yeşil: Lutein adlı antioksidan madde içeren bu sebzeler, katarakt gibi çeşitli göz hastalıklarına karşı savaşıyor. Kabak, salatalık, bezelye, kivi, kıvırcık salata, ıspanak, bakla, avokado.

· Yeşil: Toksinlerden arındırıcı özelliği var. Karaciğerin salgıladığı faydalı enzimlerin miktarını artırıyor. İçerdikleri flavanoidler sayesinde kansere ve kalp hastalıklarına karşı koruyor. Brokoli, lahana, Brüksel lahanası.

· Beyaz: Alisin ve flavanoidleri içeren beyaz renkli besinler, çeşitli hastalıklara ve tümörlere karşı bağışıklık sistemini güçlendiriyor, A vitamini içeriyor. Pırasa, turp, sarmısak, mantar, soğan, kereviz.

DİYETE BAŞLARKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

Özellikle bahar ve yaz aylarında kilo vermek için diyet uzmanlarına başvuran hasta sayısında üç nedene bağlı olarak artış olduğu kaydediliyor:

1- Check up ya da by pass sonrası kilo vermesi zorunlu olanlar
2- Doğru beslenmeyi öğrenerek sağlıklı bir yaşam sürmeyi hedefleyenler
3- Fiziksel olarak incelemek ve estetik kaygısıyla kilo vermek isteyenler

Diyet yapan kişiler genelde sonuca hemen ulaşmak isterler. Ancak kilo vermek isteyenlerin gözardı etmemesi gereken nokta; seneler süren yanlış beslenme alışkanlıkları nedeniyle bozulan metobolizmalarının bir veye iki ay gibi kısa sürede düzelmesinin imkansız olduğudur. Kilo vermekten çok elde edilen kiloyu korumak ve kişilerin su ile kas kaybı yerine yağ kaybetmeye yönelik diyetleri tercih etmeleri gerekiyor. Bu tür diyetler de istenen kalıcı ve başarılı sonuçlara ulaşılmasını sağlıyor.

Bilimsel anlamda ‘obezite’ yağ dokusunun normalin üzerine çıkması halidir. Dolayısıyla, bu hastalığın tedavisi yağ dokusunun normal sınırlar içerisinde olması durumudur. Kilolarından şikayetçi kişiler çoğunlukla diyet sürecinde, birazdan aşağıda anlatılacak yanlışları uygulayarak, kısa sürede yüksek miktarda kilo veriyorlar ancak yağ kaybetmiyor, su ve kas dokusunu kullanıyorlar. Böylece tedavi olmak yerine vücutlarına zarar veriyorlar.

Kilo verme süreci halk arasında bilinenin tersine daha sistemli ve uzun soluklu bir dönemdir. Multi-disipliner yaklaşımın hakim olduğu, bir çok hekim dalının ekip mantığıyla biraraya gelerek teaviyi desteklediğibir diyet programı kişiyi istediği kiloya ulaştıracak ve hayatı boyunca uygulayabileceği yeme düzenine kavuşturacaktır.

Zayıflamak isteyen kişi hastaneye başvurduğunda ilk olarak çeşitli testlerle metabolik hızı, vücut bileşimi (yağ, yağsız doku ve su oranı ölçümü) laboratuvar ve biyokimyasal ölçümleri yapılıyor. Diyetisyen kontrolünde bir hedef belirleniyor ve kişinin yeme alışkanlıkları, hastalıkları, yaşı, cinsiyeti doğrultusunda bir planlama yapılıyor. Kişi, önerilen egzersizler için Fizik Tedavi’den, psikolojik destek gerekiyorsa Psikiyatri Bölümü’den, hormonal şişmanlama söz konusuysa Endokrinoloji’den, lipid tablosu yüksekse Kardiyoloji’den destek alabiliyor. Bu departmanların işbirliğiyle diyet için gerekli olan multi - disipliner tedavi ve yaklaşım sağlanmış oluyor.

Özellikle kişinin daha önce herhangi bir diyeti uygulayıp uygulamadığına ise dikkat ediliyor. Çünkü sadece kulaktan dolma bilgilerle kendi kendine diyet uygulamış kişiler yüksek oranda kas ve su kaybına uğramış oluyorlar. Yağ oranları yükseldiği ve bu ağırlık metobolizmayı aşağıya çektiği için vücut daha yavaş enerji yakıyor. Bu nedenle diyetisyen kontrolünde başlanılan diyet programı da başka bir boyut kazanıyor.

“Kas kaybedilmeden hatta kazanılarak kilo verilmesi hedeflenmeli”
Diyetin hedefine ulaşabilmesi için beraberinde mutlaka önerilen bir başka etken de ‘egzersiz’dir. Kas kaybını önelemek ve vücudu hızlandırmak için bol bol spor yapılmalıdır. Uzunca süre hareket etmeyen ve az enerji harcayan vücut, fonksiyonlarını düşük kaloriye çalışmaya adapte ederek ve biraz fazla yemek yendiği zaman besinleri yağ olarak depolamaya yatkındır.

Diyete başlayarak kilo vermek isteyen kişinin asla unutmaması gereken bir nokta da et, balık, tavuk, hindi gibi et grubu besinlerini; protein açısından süt, yoğurt, peyniri, meyve ve sebzeyi; ekmek, pilav, makarna gibi karbonhidratları eksik etmeden, dengeli şekilde her zaman her şeyi yiyebilecek olması ve diyetin bütünlüğünü sağlayabilmesidir. Çünkü hiç bir gıda tek başına, son derece karmaşık ve sistemli işleyen vücut mekanizmasının eksiksiz ve düzenli çalışmasını sağlayacak kadar mucizevi özelliklere sahip değildir. Kişi istediği beslenme düzenine ve vücut ölçülerine önce inanarak, sonra da bildiği yanlışları bir uzmandan öğrenerek ulaşabilir.

Diyette Doğru Bildiğimiz Yanlışlar

“Makarna, pilav, ekmek gibi karbonhidratlar diyetten tamamen çıkarılmalıdır”
Diyet yapan kişilerin düştüğü en önemli hatalardan biri vücuda yeterli miktarda karbonhidrat vermemektir. Diyete başladığı zaman ekmek, pilav, makarna, patates, mısır gibi besinleri kesen kişilerin metabolizması ihtiyacı olan karbonhidratı önce alır. Glikoz oranı inince kan şekeri de düşer. Sonrasında vücut, kas içerisindeki karbonhidratı kullanmaya başlar, bu da kas kaybı anlamına gelir ve vücut beraberinde su kaybeder. Yani diyette karbonhidratı kesen kimse tartıdaki sonucu görünce kilo verdiği yanılgısına düşer ancak gerçek olan vücudun kaybettiği yağ değil, kas ve sudur.

“Sadece protein ağırlıklı diyet zayıflamayı hızlandırır”
Proteinin vücut mekanizmasını hızlandırdığı doğrudur ancak süreklii protein almak kas dokularını eksiltir ve su kaybına neden olur. 1 gr. Kas dokusu kaybı yaklaşık 2.7 gr. Su kaybına neden olur. Yağsız doku kitlesi kaybı metabolik hızı düşürür. İnsanalar tartıya çıktığı zaman kilo verdiklerini zannederler ancak metabolizma yavaşladığı için diyet sonrasnda hızlı bir şekilde kilo alırlar.

“Çeşitli egzersiz ve diyetlerle bölgesel zayıflama mümkündür”
Spor merkezlerini dolduran veya her gün evinde sadece karın, bel için egzersiz hareketleri yapan bayanların doğru bildiği bir yanlış da; çeşitli egzersiz ve diyetlerle bölgesel zayıflamanın mümkün olduğudur. Çünkü bütün insanların birer genetik şifresi ve vücutlarının belli bölgelerinde varolan yağ hücreleri vardır. Fazla olan besinler bu herkeste farklı bölgelerde bulunan hücrelerde toplanır. Kişi kilo verdiğinde genetik şifresi doğrultusunda daha çok bu bölgelerde zayıflama gerçekleşir. Ancak vücut tipinde hiç bir değişiklik olmaz. Kişi armut tipinde ise şişman armut değil zayıf bir armut veya zayıf bir elma olarak kalır.

“Her tür hareket ve spor zayıflatır”
Vücudun egzersiz ve sporla kilo vermesi için yağ yakma formuna geçmesi gereklidir, bu da ancak 18 ile 20 dakika süren düzenli egzersizle başlar. Çoğu zaman 2 saat sürekli mekik hareketi yerine uygun nabızla 45 dakikalık bir yürüyüş, istenilen sonuçlara ulaşmakta faydalı olur.

“Sabahları aç karnına içilen limonlı sıcak su yağları eritir”
Halk arasında inanılan bir başka yanlış da sabahları, yemek öncesinde aç karnına limonlu sıcak su içmenin vücuttaki yağları erittiğidir. Ancak bu inanç tamamen yanlıştır. Suyun veya içine katılacak olan limon, soda, gibi maddelerin, bitki çaylarının kesinlikle yağları eritmek, yok etmek gibi bir etkisi bulunmamaktadır. Sıcak suyun tavsiye edilmesinin asıl nedeni midede 80 dakika gibi uzun bir süre kalması ve doygunluk hissi vermesidir.

“Meyve, yemekten 2 saat sonra yenir, yoksa bütün yenilenler yağa dönüşür”
Meyvelerin glisemik endeksinin bazı besinlere göre yüksek olmasından dolayı hızlı şekilde kan şekerini yükseltme özellikleri vardır. Kan şekeri yükseldiği zaman insülinin salgılandığı ve yemeğin yanında alınan meyve nedeniyle de, bütün yenilenlerin yağa dönüştüğü iddia edilmektedir. Ancak vücut, ihtiyacı olan enerjiyi yemekten alır. Eğer kişi normalden fazla yerse meyve olsa da olmasa da fazla besinler yağa dönüşür; buna paralel olarak kişi ihtiyacı olan enerjiyi az bir yemek ve yanında meyveyle tamamlıyorsa yediği besin enerji olarak kullanılacağı için yağa dönüşmez. Genelde meyvenin öğün aralarında önerilmesinin sebebi ise; meyvenin yanında proteinli bir gıda ile tüketildiğinde kan şekerini dengelemesi ayrıca aç karnına yanilen meyvedeki vitamin minerallerin daha iyi emilebilmeleridir.

“Tek öğün yemek yiyerek kolayca zayıflayın”
Vücudun kilo almasına neden olan en önemli etkenlerden biri, onu bütün gün aç bırakıp sadece akşamları yemek yemektir. Çünkü yaklaşık 20 saat aç kalan vücut bu durumun devam edeceğini düşünür ve savaşa hazırlanır gibi yediklerini depolamaya başlar. Sonra 4 saat içerisinde gelen besinler yağ olarak depolanır. Bu konuda diyetisyenlerin tavsiyesi vücudu uzun süre aç bırakmamak ve mutlaka her 3 - 4 saatte bir şeyler yemektir.

DiYET HATALARI

DİYET HATALARI

Şişmanlık; vücut ağırlığının istenilenden fazla olmasıdır.Vücut ağırlığını, gıdalarla alınan enerji ile harcanan enerjinin birbirine eşit olmasıyla dengede tutabiliriz. Eğer alınan enerji harcanan enerjiden fazla ise vücutta fazla miktarda yağ depolanır ve bu da şişmanlığa neden olur.

Şişmanlığa; çok yemek yeme, fiziksel aktivitenin az olması, psikolojik bozukluklar, metabolik ve hormonel bozukluklar sebep olabilir. Bunlar arasındaki en büyük etmen de çok fazla yemek yemektir. Zayıflamak için kişinin harcadığı enerjinin, aldığı enerjiden daha çok olmasına dikkat etmeli ve fiziksel aktivitesini artırmalıdır.

Bireyin zayıflamaya karar verdikten sonra bazı kurallara dikkat etmesi gerekmektedir;

· İlk etapta birey, diyette başarılı olmak istiyorsa beyin olarak diyete hazır olup olmadığını düşünmesi gerekir. Eğer kişi buna hazır değilse diyeti tam olarak uygulayamayacak, kaçamaklar yapacak ve başarısızlığa uğrayacaktır. Başarısız oldukça da umutsuzluğa düşecektir.

· Bireyin hedeflerini, yani kaç kilo vereceğini ve bu kiloyu ne kadar sürede verebileceğinin belirlenmesi gerekir. Kişi hiçbir zaman kısa sürede kilo kaybetmeyi planlamamalı, bu şekilde uygulanan diyetlerle belki hedeflere ulaşabilir. Fakat daha sonra koruma safhasına geçildiğinde başarılı olunamaz. Hatta birey diyet yapmaya başladığı kilonun da üzerine çıkabilir.

· Standart diyet yoktur, her diyet kişiye özel olmalıdır. Bir diyet uzmanı tarafından, o kişinin beslenme alışkanlıklarına, yaşına,cinsiyetine, iş koşullarına, bazal metabolizma hızına ve sağlık problemlerine (yüksek kolesterol, tansiyon, diyabet ) uygun diyet programı belirlenmelidir. Herkesin aynı diyeti yapması söz konusu olamaz. Her bireyin kişisel özellikleri farklı olacağından diyete vereceği cevap da farklı olacaktır. Kimi sağlıklı bir şekilde kilo verirken diğer bir kişi hiç kilo veremediği gibi metabolizmasına uygun olmadığı için birçok, geri dönüşü zor sağlık problemleri ile karşılaşabilir.

· Diyette öğünler, azar azar ve sık tüketilecek şekilde düzenlenmeli, öğün atlanılmamalıdır. Genelde diyet yapan bireyler tüm gün boyunca aç kalıp, metabolizmalarını zayıflatırlar ve metabolizmanın en zor çalıştığı akşam saatlerinde çok daha fazla yemek tüketirler, buna paralel olarak hızlı bir şekilde kilo alırlar. Akşam yemekleri en geç 19.00-19.30 saatleri arasında yenilmelidir.

· Diyetler genelde 3 ana ve 3 ara öğün olacak şekilde düzenlenir. Fakat ana öğünler kadar önemli olan ara öğünler her zaman ihmal edilir ve atlanılır. Kan şekeri, kişi öğününü tükettikten 2-2,5 saat sonra yavaş yavaş düşmeye başlar ve böylece açlık hissi doğar. Buradaki ara öğünlerin amacı da kan şekerinin düşmesini ve açlık duyulmasını engellemektir. Bu nedenle de ara öğünlere gereken önem verilmeli.

· Diyet içersinde, her besin grubunda bulunan besinler dengeli bir şekilde dağıtılmak koşulu ile bulunmalıdır. Tek tip besinlerle yapılan diyetlerin çoğu en başta kilo kaybetmeyi sağlamakta fakat başlangıçtaki hızlı kilo kaybından sonra eskisinden daha çok kilo alınmasına neden olmaktadır.

· Diyet sırasında en az 2 – 2,5 litre su içilmelidir. Herhangi bir sağlık problemi yok ise, bu miktarın üzerinde içilen su böbrekleri gereksiz yere çalıştıracaktır. Sular yemeklerden önce içilmeli yemek arası veya yemekten hemen sonra içilmemelidir.

· Diyet sırasında koşullar el verdiği sürece spor yapmalıyız. Ne yazık ki günümüz şartlarında spora pek vaktimiz kalmıyor. Bu nedenle günlük hayatta mümkün olduğunca hareketli olalım. Mesela yürüyen merdivenler ve asansörler yerine merdivenleri, çok yakın mesafelerde yürümeyi tercih edelim. Genelde beyaz ekmek tüketenler diyet sırasında kalorisi azalacağı düşüncesi ile ekmeği kızartırlar. Fakat bu şekilde sadece ekmekte su kaybı olurken, kalorisinde hiç bir değişiklik olmamaktadır. Aynı zamanda bu uygulamayla protein kaybı da söz konusudur.

· Yine aynı şekilde sabahları aç karnına içilen sıcak su veya limonlu su gibi içeceklerinde vücuttaki yağları erittiği düşülür. Bunların vücuttaki yağları eritmek gibi fonksiyonları yoktur ama aç karnına içilen bu içecekler bağırsakları harekete geçirir ve kabızlığı ortadan kaldırır.

· Meyve ve sebzelere diyette çok daha fazla önem verilmelidir. Bu besinler vitamin ve mineral açısından oldukça zenginlerdir. Aynı zamanda posa içeriği yüksektir. Posa içeriğinin yüksek oluşu kişide kabızlık problemi varsa onun tedavisine yardımcı olurken bir çok sağlık probleminin de tedavisine yardımcı olacaktır.

· Kepekli ekmek, meyve ve sebzeler gibi posa oranı yüksek bir besindir. Beyaz ekmek yerine tercih edilmesi birçok avantaj doğurur. Bağırsak hareketlerinin düzenlenmesinde, kan şekerinin ve kan yağlarının dengelenmesinde, midede şişerek tokluk hissinin artmasında etkilidir. Aynı zamanda kalori değeri daha düşüktür.

· Kalorisi düşük olduğu için içeriğinde tatlandırıcı bulunan ürünler diyet süresince fazlasıyla tercih edilir. Fakat bunlar zayıflama diyetlerine yönelik ürünler değillerdir. Bu ürünler (reçeller, çikolatalar, baklavalar... vb. ) diyabet (şeker) hastalığı olan insanlara yönelik geliştirilmiş ürünlerdir.

· Yapılan en büyük hatalardan biri de zayıflama dönemi bittikten sonraki dönemdir. Genelde kilonun korunması gereken bu dönemde, diyete başlamadan önceki, şişmanlamaya neden olan kötü beslenme alışkanlıklarına geri dönüş yapılır. Burada yapılması gereken, sağlıklı beslenme alışkanlığının bir yaşam tarzı haline getirilmesi ve diyet süresince belirlenen ilkelerin bu dönemde de benimsenmesidir. Bu beslenme alışkanlıklarını benimsenmesinin yanında bazı davranış değişiklikleri de yapmak gerekir.
Örneğin;

· Alışverişe giderken liste yapıp onun dışına çıkmamak, her zaman tok karnına alış veriş yapmak,

· Tabağı çok doldurmamak,

· Yemek yerken yiyecekleri çok çiğnemek ve gereksiz yere masa başında vakit geçirmemek,

· Fast-food türü besinlere, hamur işlerine ve tatlılara ağırlık verilmemek, gibi örnekleri geniş tutmak mümkündür.

İLAÇLA DİYETTE DOKTOR KONTROLÜ ŞART


Kontrolsüz kullanılan ilaçlar kişiye zarar veriyor.

Kendi kendine diyet yapan bir çok kadın aynı hataya düşerek, arkadaş tavsiyesiyle diyet hapı kullanmaya başlıyor. Kafein ve diğer bazı uyarıcılara dayanan diğer diyet haplarının yanı sıra, doğal bileşenlere dayalı ve iksir özelliği taşıyan diyet hapları da bulunuyor. Unutulmaması gereken, diyet hapları asla kaloriyi azaltma, egzersiz veya doktor tavsiyelerinin yerine konulamaz.

Dikkat edilmesi gerekenler!

  • Tam bir diyet hapını bir bardak suyla yutun. Diyet hapını asla çiğnemeyin veya bir meşrubatta eriterek içmeyin!
  • Günde 8 bardak su için. Diyet hapları idrar söktürücü olarak da adlandırılır. Çok sık tuvalete çıkmanıza ve susuzluk hissetmenize neden olabilir.
  • Tavsiye edilen dozun dışına çıkmayın! Önerilenden daha fazla diyet hapı almanız sizin daha fazla kilo vermenizi sağlamaz. Sadece hapın yan etkilerini artırır.
  • Diyet ilaçları kullandığınız zaman sık sık nabzınızı kontrol edin. Dakikada en az 86 nabız saymalısınız. Eğer nabzınız 90 veya daha yüksekse diyet ilaçlarını hemen bırakmalısınız!
  • Diyet planınızı diyet hap kutunuzun yanına koyun. Aldığınız kaloriyi azaltmazsanız kilo veremezsiniz.
  • 3 ay sonra diyet hapları almayı bırakın. Bazı araştırmalarda diyet haplarının 16 hafta kullanılmasının güvenli olduğu belirtiliyor. Diğer çalışmalarda da diyet haplarının, bir ay içinde de bazı sağlık problemlerine neden olabildiği belirlenmiş.

    Uyarılar!
  • Uzmandan diyet hapı kullanmanızın size yararlı olacağı konusunda tavsiye almalısınız.
  • Hapın doğal bileşenlerden hazırlandığı konusunda emin olun. Doğal araştırmalar sonucunda hazırlanmış olması güvenli anlamı taşımayabilir.
  • Kan basıncını yükseten, troid, prostat, zihinsel problemlere, kalp ritminizi bozan diyet haplarını kullanmayın.
  • Çarpıntınız varsa almayın.
  • Soğuk algınlığı ve tıkanıklık giderici (burun tıkanıklığı gibi) içeren diğer ilaçlarla kullanmayın.
  • Hemşire veya hamileyseniz kullanmayın.
  • Sülfür gibi bileşenlere karşı allerjiniz varsa diyet hapı kullanmayın.
  • Eğer hamileyseniz veya şüpheleniyorsanız kafein içeren diyet ilaçlarından uzak durun. Cafein düşük riskini artırır.
  • 18 yaşın altında veya 60 yaş üzerindeyseniz diyet ilaçlarını kullanmadan mutlaka doktorunuzla görüşmelisiniz.
  • ÖMRÜ UZATAN 7 GIDA


    Ömrü Uzatan 7 Gıda
    Badem, kahve, tarçın, patates, sebze çorbası, zeytinyağı, çay...

    Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü (AICR), 2007�ye sağlıklı bir başlangıç yapmanız için, vücudu kanser, kalp krizi, Alzheimer ve diyabet gibi ciddi rahatsızlıklara karşı koruyan besinlerin listesini açıkladı. Badem: Her gün, bir çay fincanın yarısını dolduracak miktarda, yani 30 gram badem yemeyi ihmal etmeyin. Omega-3 asitli yağları açısından oldukça zengin bir besin olan badem, kandaki kötü kolesterol (LDL) oranını yüzde 4.4 oranında düşürüyor. Badem böylece damar tıkanıklıklarını önleyerek, dolaşım sisteminin düzenli olarak çalışmasını sağlıyor; kalbi koruyor.

    Kahve: Günde iki fincan kahve, özellikle orta yaşlardan sonra görülen Parkinson ve Tip-2 diyabete karşı vücudu koruyor. Kahvede bulunan kafein maddesi, diyabete yakalanma riskini yüzde 35 azaltıyor. Ayrıca ağrı kesici özelliği de bulunuyor. Ancak kahveyi mutlaka kalsiyum deposu olan sütle için. Böylece kafeinin kemikleri zayıflatmasını engellemiş olursunuz.

    Tarçın: Her yemekten sonra içinde bir miktar tarçın bulunan bir tatlı yemeyi unutmayın. Tatlı yemek istemiyorsanız, küçük bir çay kaşığı dolusu tarçını doğrudan suya ekleyerek içebilirsiniz. Tarçın kan şekerini düzenliyor, ayrıca sinir sistemini rahatlatıyor. Öte yandan köri baharatının içinde bulunan Tumerik adlı maddenin eklem iltihabını ve romatizmayı önlediğini unutmayın.

    Patates: Antioksidanlar yönünden çok zengin. Amerikan Tarım Dairesi'ne göre en yararlı 100 besinler arasında 17. sırada yer alıyor. Akciğer kanseri, diyabet ve kalp krizine karşı koruyor. Ancak patatesi kızartmak yerine, yağsız bir şekilde haşladıktan veya fırında pişirdikten sonra yemeyi tercih edin.

    Sebze çorbası: Doyurucu ancak kalorisiz bir yiyecek olduğu için özellikle kilo vermek isteyenlerin bir numaralı tercihi. Ayrıca, özellikle sebze çorbası sodyum bakımından zengin. Bir kase sebze çorbasında 500 miligram sodyum bulunuyor. Sodyum, sinir sistemi ve kasların düzenli olarak çalışmasını sağlıyor. Ayrıca vücuttaki sıvı miktarının dengesini düzenliyor. Ancak günde 1500 miligramdan fazla sodyum tansiyon ve kalp rahatsızlıkları konusunda tam bir ters etki yaratıyor.

    Zeytinyağı: Zeytinyağı kanser riskini azaltıyor. Günde 25 ml. zeytinyağı alanların idrarlarında, hücrelere zarar veren �8oxodG� adlı maddenin seviyesinin azaldığını ortaya çıkardı. Zeytinyağı kanserin yanı sıra iyi kolesterol (HDL) oranın artmasını sağlayarak kalbi koruyor, 1 çorba kaşığı zeytin yağında 120 kalori bulunuyor. Bu nedenle günde 6 çorba kaşığını geçmeyin.

    Çay: Siyah veya yeşil olsun, çayın her türü kanser riskinin azaltılmasında etkili bir rol oynuyor. Çay, kadınlarda rahim kanserine yakalanma riskini yüzde 50 azaltıyor. Göğüs kanseri içinse bu oran yüzde 60'a kadar çıkıyor. Çay ayrıca Alzheimer ve kalp krizine karşı vücudu koruyor.

    ZAYIFLAMAK İÇİN HANGİ YOL SEÇİLMELİ

    Obezite, yani şişmanlık tedavisinin günümüzde doktorları, klinikleri, diyetisyenleri, zayıflama ilaçları, şok diyetleri, diyet yiyecek ve içecekleri, aletleri, edavatı...
    ile milyar dolarlık dev bir sektör olmasına hiç de şaşırmamalı. Çünkü, dünyada hem çok fazla kilosu ve çok fazla parası olan milyonlarca insan var, hem de bu fazlalıklara göz dikmiş çok fazla akılları olan insanlar. Amaç, karında, göbekte, kalçalardakilerle beraber cüzdan ve ceplerdeki fazlalıkları uygun şekilde gidermektir. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, diyetleri Mynet okurları için yazdı.

    EN İYİSİ ŞİŞMANLAMAMAK
    Zayıflamanın türlü çeşitli yolları var. Hangisini seçelim diye soruyorsanız, en iyisi hiç şişmanlamamak derim. Esas önemli olan, her besinden yiyerek hayat boyu dengeli beslenmeyi bir alışkanlık haline getirebilmektir. Başka bir deyişle, yemek için değil, yaşamak için yemeyi öğrenmeliyiz. Çünkü, bir kere hem yerleşmiş yağ dokusunu kaybetmek çok zordur ve hem de kısa zamanda bin bir emekle, zahmetle verilen kilolar genellikle daha kısa zamanda üstelik de fazlasıyla geri alınır.

    TERAZİLERLE DOST OLMALI
    Kimse zorla zayıflatılamaz. Önce şişmanları, şişman olduklarına, bunun bir hastalık olduğuna ve zayıflamaları gerektiğine inandırmak gerekir. Zira, pek çok obez terazilerden hiç hoşlanmaz, fazla kilolu olduğunu da genellikle kabul etmez.

    YEDİĞİMİ ÇOCUK YEMEZ
    Şişmanların en büyük bahanelerinden biri de "Su içsem yarıyor" dur. Hiç de fazla yemedikleri halde kilo almaktan veya verememekten yakınanlar bütün yedikleri ve içtiklerini kaydederlerse, kabahatin suda olmadığını kolayca anlarlar. Bunlar, "abur-cuburları"yiyecek ve içecekten saymayanlardır.

    PAZARTESİ DİYETLERİNDEN VAZGEÇMELİ
    Birçok insan her pazartesi veya her aybaşı sabahı diyete başlar, ancak daha o akşam veya en geç ertesi gün de vazgeçer. Çünkü, insanlar çok kısa zamanda, yediklerinden fazla kısmadan 'kolayca' zayıflamayı isterler. Hatta, mümkün olsa da bir düğmeye basılıp fazla kilolar birden kaybolsa çok iyi olacaktır.

    SİHİRLİ BİR DİYET YOK
    Bir kere şuna emin olun ki, öyle birkaç haftada bilmem kaç kilo verdiren 'şok diyetler' yararsız olduğu gibi, sağlık için de çok risklidir. Belki bunlarla kısa sürede kilo verilebilir, ama diyet bırakılınca eski kilolar hemencecik fazlasıyla geri alınır. Bu tür diyetlerde kaybedilen yağ değil, kas dokusudur.
    Aç kalarak ve kendi başına yapılan diyetlerle de zayıflamak genellikle imkânsızdır. Çektiğiniz eziyet yanınıza kâr kalır.

    EN İYİ DİYET HANGİSİ
    Şişmanlarda bu fazlalıklar olduğu sürece onlara göz diken yeni birileri mutlaka çıkacaktır. En iyi diyet, bir doktor ve diyetisyen tarafından kişiye özel olarak hazırlanan diyettir. Kilo vermekte hiç aceleci olunmamalıdır. İdeal bir diyette, vücudun ihtiyacı olan her tür besin olmalı, ancak miktarı ve kalorisi düşük tutulmalıdır. Esas önemli olan verilen kiloların bir daha geri alınmamasıdır. İnsanı aç ve hâlsiz bırakan rejimlere itibar edilmemelidir.

    PAHALI DİYET ÜRÜNLERE KANMAMALI
    Diyet veya 'light' adı altında satılan çikolatalar, reçeller, kekler, bisküviler... gerçekten çok pahalıdır. Bunların yerine kalorisi düşük olan alternatifler bulmak her zaman mümkündür. Bu pahalı ürünlerin tek faydası, cebinizde yiyeceğe verecek para bırakmamam yoluyla kilo vermenize katkıda bulunmasıdır. Diyetisyenlerin vizitelerinin de çok yüksek olmasının bir nedeni de budur zaten.

    PARASI OLAN DA AÇ, OLMAYAN DA
    Bu dünya bir tuhaf.
    Gençken parası olmadığından... bulamadığından yiyemeyen insanlar, paraları pulları olduğunda ise, bu sefer de kilo almamak ya da fazla kilolarını verebilmek için aç bilaç gezmek zorunda kalıyorlar.
    Sonuçta, parası olan da aç, cebi delik olan da.